29 Aralık 2008 Pazartesi
Tevbenin Kabulü
Alimlerden birine sorarlar:– Bir kişi tevbe ettiğinde, bu tevbenin kabul edilip edilmediğini bilebilir mi?
Alim şöyle cevap verdi:– Bu konuda kesin bir hüküm verilemez. Fakat kabul edildiğinin bazı alametleri vardır. Bunlar:
• Kişinin günah işleme arzusundan uzaklaşması,
• Kalbindeki umursamaz rahatlığın gitmesi ve Allah Tealâ’nın her şeye şahit olduğunu bilmesi,
• Salih ve hayırlı kişilerle birlikte olup; fâsık, günahkâr kimselerden uzak durması,
• Dünya malının azını çok, ahiret amelinin çoğunu az görmesi,
• Kalbinin sürekli Allah’ın farz kıldığı amellerle meşgul olması,
• Dilini lüzumsuz konuşmalardan koruması,
• Devamlı tefekkür hali üzere bulunması,
• Geçmişte işlediği günahlardan dolayı pişmanlık duymasıdır.(İmam Gazâlî, Mükâşefetü’l-Kulûb)
www.semerkanddergisi.com
28 Aralık 2008 Pazar
GÜVEÇ
Malzemeler:2 kg dana eti
5-6 domates
5-6 biber
1kaşık salça
1 soğan
Tuz
Yapılışı:
Et yemeklik doğranır. Domatesler soyulur ve elma dilimli doğranır. Biber iri doğranır. Domates ve biberin birazını ayrılır. Soğan yemeklik doğranır. Bütün malzemeler bir kapta karıştırılır. Toprak güveç kabının altı az yağlanır. Malzeme içine yerleştirilir. En küçük ocakta kısık ateşte 3 saat pişirin. Daha sonra ayırdığınız domates ve biberi üzerine döşeyip,200 derecede ısıtılmış fırında 1 saat kadar daha pişirin.
Afiyet olsun
27 Aralık 2008 Cumartesi
Kan Gruplarının Özellikleri!
“A” grubu “Cool..” Olumlu yönleri: Dikkatli, sempatik, özverili, kibar, dürüst, sadık, uyumlu, empati kurabilen. Olumsuz yönleri: Çok kuruntulu, duygusal, sinirli, kararsız, içine kapalı, sulu. Gerçekler: Dünyadaki insanların %34’ü A negatif, %6’sı ise A pozitiftir. Özellikleri: Sinirlense bile sakin kalmayı başarır. İçe dönük, kamuoyuna duyarlı, sorumluluk sahibi. Sinirliyken bile güvenilir ve etrafındakilerin kafası karıştığında her şeyin sorumluluğunu üzerine alabilir. Utangaç olduğu zamanlar vardır. İnsanların yanında bazen sinirli olabilir. Etrafına karşı duyarlı olmasına rağmen başkaları tarafından yanlış anlaşılabilir. Bir doğa düşkünüdür ve kalabalık ortamları pek sevmez. Değişime çok açık değildir, kendine ait bir dünyaya ihtiyaç duyar hatta karamsar bile sayılabilir. Değişikliğe açık olmadığı için duygusal tarafından dolayı bu kan grubundan olan kişiler genelde yaratıcı güce sahip sanatçılardır. Özet: Temkinlidir, yardımseverdir, sorumluluk sahibi, iç huzura ve güçlü bir hafızaya sahiptir, grup çalışmasında başarılıdır, resmiyeti sever, sakindir, kurallara uyar, insanlarla olan ilişkilerine değer verir, çok hassastır, başkalarının ona dokunmasından hoşlanmaz.
”B” Grubu “Aktif” Olumlu yönleri: Neşeli, dışarı çıkmayı seven, olumlu, maceracı, aktif, duygusal, kibar. Olumsuz yönleri: Unutkan, kararsız, dağınık, gürültücü, abartmaya yatkın, spontane. Gerçekler: Dünyadaki insanların %9’u “B” negatif %2’si ise “B” pozitiftir. Özellikleri: Mantıklı, organizasyon yeteneği gelişmiş, akla duygudan çok önem veren, yaratıcı. Her şeyin yolunda gittiğini gördüğünde kendini harika hisseder. Yaptığı işe konsantre olarak başka şeyleri görmezden gelebilir. Enerjik ve amaca yönelik hareket eder, herhangi bir konunun fanatiği olabilir ve o konuda sonuna kadar uğraşır. Girişimciliğe açık olmasına rağmen takım oyunlarında ise pek başarılı değildir, çünkü o takım yapısına karşıt bağımsız bir kişiliktir. Olumsuz şeyleri dışa vurmak yerine içe atar, sorunları çözmek için gerçekleri göz önünde bulundurur, çok fazla soğuk ya da resmi olarak görülebilir, arkadaşlarına kendini pek açmaz. Özet: Neşeli, bencil, kaprisli, gelenek ve göreneklere karşıdır, sosyal, eğlenceli, duygusal, özünde yalnız, kolay neşelenebilen, kibar, bağımsızlığına çok düşkün, güçlü bir kişiliğe sahip, işlerini kendi yöntemine göre yapan, geçinmesi kolay, maceracı, dokunmayı ve birinin ona dokunmasından hoşlanır.
“AB” Grubu “Rahat” Olumlu yönleri: Hassas, gururlu, diplomatik, sempatik, çabuk öğrenen, zevk sahibi, herkesle kolay anlaşabilen. Olumsuz yönleri: Devamlı şikayet eder, farklı ve değişken ruha haline sahiptir, çok düşünür. Gerçekler: Dünyadaki insanların %4’ü AB negatif, %1’i AB pozitiftir. Özellikleri: Zıtlıkların bir arada olduğu bir karakterdir: Örneğin sosyaldir aynı zamanda utangaçtır. Ne yapacağı önceden kestirilemez. Arkadaşlarına bağımlıdır fakat eğer çok üzerine gelinirse isyan edebilir, sosyal ortamlarda zaman zaman utangaç zaman zamansa cesurdur. Yaratıcı/sanatçı bir yönü vardır. Zorlayıcıdır. Psikoloji, astroloji ve falla ilgilenir, iyi bir politikacı ya da diplomat olabilir. Çok geniş tavırlar sergileyebilir, problemleri sezmek ve engellemek konusunda çok başarılıdır. Şehir atmosferini sever ama bazen kapalı alanlarda kalmaktan hoşlanmaz. Yaşadığı ev onu düşünmeye ve hareket etmeye motive etmeli, yaptığı her şeyde başarıya ulaşır. Özet: Gizemlidir, mantıklıdır, ekonomiktir, etkilidir, genelde eleştiricidir, analitik bir düşünce yapısına sahiptir, duygusuzdur, orijinaldir, yalnız kalmayı sever, çabuk sıkılır, çevresine kolay uyum sağlar, içgüdüsel duygulardan nefret eder, insanlara faydalı olmaya çalışır, başkalarının ona dokunmasından hoşlanmaz.(internetten)
19 Kasım 2008 Çarşamba
18 Kasım 2008 Salı
Hadis
13 Kasım 2008 Perşembe
12 Kasım 2008 Çarşamba
İyi bir soru
BİR KİMYA profesörü Nobel ödülü almıştı. Ödül töreninden sonraki ilk dersinde, öğrencilerinden biri kendisine şöyle bir soru sordu:
“Efendim! Amerika’da üç binin üzerinde Kimya profesörü var. Ancak bu kadar bilim adamı arasında, ödülü size lâyık gördüler. Sizi diğerlerinden ayıran özellik neydi?”
Profesör, bu farklı soruya önce bir tebessümle cevap verdi. Ardından da, kendisinden merakla cevap bekleyen öğrencisine şunları söyledi:
“Doğrusunu söylemek gerekirse, hepsini anneme borçluyum! Çünkü ben küçük bir öğrenciyken, diğer çocukların anneleri, onlar okuldan evlerine döndüklerinde kendilerine:
‘Söyle bakalım, öğretmeninin sorduğu sorulara iyi cevaplar verebildin mi?’ diye sorarlardı.
Benim annem ise bana:
‘Söyle bakalım’ derdi. ‘Bugün öğretmenine iyi bir soru sordun mu?’
İşte beni farklı yapan bu oldu. Her zaman diğerlerinin sormadığı soruları sordum ve hayatım boyunca da, sormaya devam ettim!”
Aralık 2006
11 Kasım 2008 Salı
10 Kasım 2008 Pazartesi
'Sen özelsin' telkini narsist yapıyor
İnsanın sahip olduğu niteliklerin, bilgi, beceri ve davranışların geliştirilmesi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de revaçta. Performansı geliştirme, kişilikleri olumlu yönde değiştirebilme ve iletişim sorunlarını ortadan kaldırmak için uygulandığı ifade edilen NLP ile kişisel gelişim çalışmaları büyük bir sektör haline geldi. Bu tür çalışmalar birçok genci başarıya motive etmede, stresi yönetmede, strateji geliştirmede, fikir üretmede, yönetme tekniklerinde olumlu sonuçlar veriyor. Birçok şirket bu çalışmalarla strateji de belirliyor. Ama bu çalışmaların olumlu olduğu kadar olumsuz yönleri de olabileceği tartışma konusu. ABD'de bir grup psikoloğun yaptığı araştırmaya göre, başta üniversite öğrencileri olmak üzere zamane gençlerinin, seleflerinden daha narsist ve daha benmerkezci olması dikkat çekiyor. Yaptıkları kapsamlı bir araştırmayla bu sonuca ulaşan beş psikolog, bu trendin yakın gelecekte Amerikan toplumundaki kişisel ilişkileri yaralayabileceği uyarısı da yapıyor. Araştırma grubunun lideri San Diego Eyalet Üniversitesi'nden Prof. Jean Twenge, AP haber ajansına yaptığı açıklamada, "Çocuklarımıza sürekli olarak 'sen çok özelsin' demeyi bir an önce terk etmeliyiz." uyarısında bulunuyor. Prof. Twenge, "Çocuklarımız yeterince ben-merkezci karaktere geldiler zaten." diye konuşuyor.
Twenge ve arkadaşları, Amerika genelinde 16 bin 475 üniversite öğrencisine uyguladıkları ve 'Narcissistic Personality Inventory' adı verilen değerlendirme çizelgesinin 1982-2006 yılları arasındaki sonuçlarını karşılaştırdılar. NPI olarak bilinen standartta, "Dünyayı ben yönetseydim daha iyi bir yer olurdu, 'Özel bir insan olduğumu düşünüyorum', 'Hayatımı istediğim şekilde yaşayabilirim" gibi ifadeleri deneklerin paylaşıp paylaşmadıkları soruluyor. Bugüne kadar bu alanda en kapsamlı ve yaygın araştırmayı yaptıklarını ifade eden uzmanlar, NPI seviyesinde, 1982 yılından beri istikrarlı bir artış gözlemlendiğini hatırlattılar. 2006 yılı sonuçlarına göreyse, gençlerin üçte ikisi 1982 yılının ortalama skorunun en az yüzde 30 daha fazlasına sahip. Georgia Üniversitesi psikologlarından Keith Campbell, narsizmin faydalı olduğu yerler de olabileceğini ifade ederken, "Maalesef, narsizmin toplum için oldukça olumsuz sonuçları da var." diyor.
Narsistler eşlerini aldatıyor
Araştırma narsistlerin, romantik ilişkilerinin çok kısa sürdüğü, eşlerini aldatma risklerinin yüksek olduğu, duygusal sıcaklık eksikliği yaşadıkları, rolcü olduklarını, güvenilemez, kontrol etmeyi seven ve şiddete meyyal oldukları iddialarını da dile getiriyor. "Bugünün genç Amerikalıları daha kendinden emin, daha iddialı ve daha yetkin oldukları halde neden en sefil kuşak?" adlı bilimsel makalenin de sahibi olan araştırma grubu lideri Jean Twenge, narsistlerin empatiden mahrum olduklarını, agresif reaksiyonlar ve eleştirilerde bulunduklarını, kendi menfaatlerini başkalarına yardıma tercih ettiklerini söylüyor.
80'li yıllarda başlayan ve gençlerin kendisine güvenme duygusu aşılamayı amaçlayan 'Özgüven Hareketi'nin bu konuda aşırıya gitmesinin de yeni kuşakta narsizmin artışında önemli rol oynadığını belirten uzmanlar, 'Frere Jacques' adlı ünlü çocuk şarkısının, bugün birçok anaokulunda, "Ben çok özelim / Bana bak'" şeklinde söylendiğine dikkat çekiyorlar.
Narsizmin hızla arttığına vurgu yapan Keith Campbell ise buna karşı bir devanın bulunabileceğine çok emin olamadığını dile getirerek, "Aşırı özgür bırakma katkı yapıyor. Potansiyel ilaç daha otoriter bir ebeveynlik olabilir. Ebeveynler daha az göz yummalılar." şeklinde görüşlerini dile getiriyor. California Üniversitesi tarafından geçtiğimiz ay yayınlanan bir raporda da yeni kuşağın yaklaşık dörtte üçünün en fazla önem verdiği şeyin finansal açıdan iyi duruma gelmek olduğu belirtilmişti. Bu şekilde düşünen gençlerin oranı 1980'de yüzde 62 ve 1966 yılında da yüzde 42'ydi.
[HABER ANALİZ] Narsisizm nedir?
Narsisizm kendini beğenmişlik hastalığıdır. Narsist kişilerde şu özellikler bulunur:
1. Dinlemezler: Her şeyi bildiklerine inanırlar. Narsist bir kişi eğer bir kurumun üst yöneticisi konumundaysa yönetim toplantılarında, bir ya da iki ast elemanla yapılan toplantılarda hep o konuşur, diğerleri dinler.
2. Empati kurmazlar: Narsistlerde empati yani başkalarının ne hissettiğini anlama yeteneği gelişmemiştir. Son derece benmerkezci düşünürler.
3. Kendilerini her şeyden çok severler: Kendini beğenmiş kişiler başarılarını, yeteneklerini abartırlar. Kendilerini farklı ve özel bir kişi olarak algılarlar. Kendilerini her şeyden çok severler.
4. Eleştiriye kapalıdırlar: En dostça eleştiriden bile rahatsız olur ve kendisini eleştirenleri düşman kabul ederler.
5. Vefasızlık ve nankörlük normaldir: Kullandıkları kişiyle işleri bitince ona sırtlarını döner, vefasızca davranırlar. Vefasızlık ve nankörlük kendini beğenmişlere göre normal davranışlardır.
6. İnsanlara değer vermezler: Her başarı onların eseridir. Her türlü başarı onun öngörüsü, zekâsı, oluşturduğu stratejisi, güç ve kararlılık sayesinde kazanılmıştır.
7. Zenginlik, başarı, güç, ihtişam ararlar: Devamlı takdir edilme, itibar görme, iltifat arayıp durma çabasındadırlar. Övgü, kendini beğenmişlerin besinidir.
8. Amaçları, hayran kitlesi oluşturmaktır: Kendini beğenmiş kişiler muhatap aldığı kişiyi kendilerine hayran etmeye çalışır.
9. Hem kıskanır, hem kıskanıldığını düşünürler: Başkalarını kıskanır, başkalarının da kendilerini kıskandığına inanırlar. Kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf taraflarını kullanırlar. Son derece menfaatçidirler.
PROF.DR.RAMAZAN YİĞİTOĞLU - Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi
Cemal T. Demir zamangazetesi
04 Mart 2007, Pazar
9 Kasım 2008 Pazar
8 Kasım 2008 Cumartesi
Çatlak kova
Hindistan’da bir sucu, boynuna astığı uzun bir sopanın uçlarına taktığı iki büyük kovayla su taşırmış. Kovalardan biri çatlakmış. Sağlam olan kova her seferinde ırmaktan efendinin evine ulaşan uzun yolu dolu olarak tamamlarken, çatlak kova içine konan suyun sadece yarısını eve ulaştırabiliyormuş.
Bu durum iki yıl boyunca her gün böyle devam etmiş. Sucu her seferinde efendisinin evine sadece 1,5 kova su götürebiliyormuş. Sağlam kova başarısından gurur duyarken, zavallı çatlak kova görevinin sadece yarısını yerine getirebiliyor olmaktan dolayı utanç duyuyormuş. İki yılın sonunda bir gün çatlak kova ırmağın kıyısında sucuya seslenmiş: “Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.” “Neden?” diye sormuş sucu. “Niçin utanç duyuyorsun ki?” Kova cevap vermiş. “Çünkü iki yıldır çatlağımdan su sızdığı için taşıma görevimin sadece yarısını yerine getirebiliyorum. Benim bu kusurumdan dolayı sen bu kadar çalışmana rağmen, emeklerinin tam karşılığını alamıyorsun.” Sucu şöyle demiş kovaya: “Efendimin evine dönerken yolun kenarındaki çiçeklere dikkat etmeni istiyorum.” Gerçekten de tepeyi tırmanırken çatlak kova patikanın bir yanında renk renk gülleri ve çeşitli çiçekleri görmüş. Fakat yolun sonunda yine suyunun yarısını kaybettiği için yine kendini kötü hissetmiş ve sucudan tekrar özür dilemiş. Sucu kovaya sormuş: “Yolun sadece senin tarafında güller ve çiçekler olduğunu ve diğer tarafta hiç çiçek olmadığını fark etmedin mi? Bunun sebebi benim senin kusurunu bilmem ve ondan yararlanmamdır. Yolun senin tarafına çiçek tohumları ektim ve her gün biz ırmaktan dönerken sen onları suladın. İki yıldır ben bu güzel çiçekleri toplayıp onlarla efendimin sofrasını süsleyebiliyorum. Sen böyle olmasaydın, o evinde bu güzellikleri yaşayamayacaktı.” Hepimizin kendimize has kusurları vardır. Bizler aslında bir yönüyle çatlak kovalarız. Allah’ın büyük kainatında hiçbir şey zayi edilmez. Kusurlarımızdan korkmayalım. Onları sahiplenelim... Kusurlarımızda gerçek gücümüzü bulduğumuzu bilirsek eğer, biz de güzelliklere vesile olabiliriz. Zira, kusurlarımız olmasaydı tövbe etmemizin bir manası olmazdı.
Sayı:223
zaman ailem Bölüm:Kıssadan Hisse
7 Kasım 2008 Cuma
BROVNİ(cevizli)
Malzemeler:2 yumurta
2,5 çay bardağı yoğurt
2,5 çay bardağı şeker
1,5 çay bardağı sıvı yağ
1 paket kabartma tozu
3-4 yemek kaşığı kakao
1 avuç iri dövülmüş ceviz
2 su bardağı kadar un
Yapılışı:
Yumurta ve şeker çırpılır. Yoğurt,sıvı yağ, kakao(1kaşığını ayırın) karıştırılır. Bir çay bardağı kadar bu karışımdan ayrılır. Ceviz,un ve kabartma tozu katılır ve karıştırılır. Yağlanmış kalıba dökülüp önceden ısıtılmış 180 derecedeki fırında 15-20 dakika pişirilir. Ayırdığınız sıvıyı 1çay bardağı süt ve bir parça margarin ile pişirin. Kek fırından çıkarınca üzerine gezdirin.
Afiyet olsun
29 Ekim 2008 Çarşamba
18 Ekim 2008 Cumartesi
17 Ekim 2008 Cuma
Kumsalda Bir Adam
Bir adam, büyük bir denizin sahilinde durmuş, dalgaların düzeltiği kumsala resim çiziyordu. Ama resmini bitirmesiyle birlikte, köpüklü bir dalga geldi ve onu silip süpürdü. Adam bu işe çok üzüldü ve vakit geçirmeden yeni bir resim daha çizdi. Bu ikinci resim bir öncekinden daha güzel olmuştu. Ama yine kocaman köpüklü bir dalga geldi ve resmi silip süpürdü.
Adam ikinci resminin gözlerinin önünde kaybolup gitmesinden derin bir ah çekti ve tekrar yeni bir resim daha çizmeye başladı. Bu üçüncü resim bittiğinde ilk ikisinden de güzel olmuştu ki, yine bir dalga geldi ve onu da silip süpürdü.
Kumsaldan hızla çekilip giden dalganın ardından hüzünle bakan adam, bu sefer biraz kızdı. Ancak yeni bir resim çizmekten de geri durmadı. Şu işe bakın ki, dördüncü resim öteki üç resimden de güzel oldu. “İşte!” dedi adam. “Ne güzel bir resim yaptım böyle!”
Adamın sözleri dudaklarından henüz kopmuştu ki, bir dalga daha köpük köpük kendini kumsala vurdu ve sonuncu en güzel resmi de, alıp götürdü.
Üzgün ve kızgın adam, elindeki sopayı savurup attı ve:
“Bu iş böyle olmayacak!” dedi. “Ben her seferinde bir öncekinden daha güzel bir resim yapıyorum, ama dalgalar her seferinde onu silip süpürüyorlar.”
Sonra, durdu ve dalga dalga kabaran denize bakıp düşünmeye başladı:
“Eğer dalgalar ilk yaptığım resmi alıp götürmeselerdi, ben ondan daha iyisini yap(a)mazdım. Eğer bir öncekinden güzel ikinci resmimi alıp götürmeselerdi, ilk ikisinden de güzel olan üçüncü resmi yap(a)mazdım. O dahi gitmeseydi, üçüncüyü ve onun akibetide dalgalarla birlikte çekip gitmek olmasaydı, en güzel eserim olan dördüncüyü yap(a)mazdım. O zaman da, ne kadar güzel resim yapabileceğimi asla bilemez, ilk resmimin yapabileceğim en güzel resim olduğunu zannederek, bütün bir ömrümü geçirirdim. Öyleyse, başıma gelen bu işler, göründüğü kadar kötü değil. Hatta içimdeki güzellikleri açığa çıkarmama sebeb oldukları için güzel! ”
Sonra o adam, o sahilden büyük bir hayat dersini yanına alarak ayrıldı.
Zafer dergisi nisan 2006
16 Ekim 2008 Perşembe
15 Ekim 2008 Çarşamba
Buyurun birlikte düşünelim!..
Tefekkür bir konuyu en ince ayrıntısına kadar düşünüp, başı-sonu-ortası ve neticeleriyle birlikte ele almaktır. Bu yüzden “Bir saatlik imani tefekkür bir yıllık nafile ibadetten hayırlıdır” denmiştir. Peki böyle bir tefekkürü nasıl yapabiliriz?
Önce Efendimiz (sas) Hazretleri’nin bir hadisini okuyalım, sonra konuları birlikte düşünmeye başlayalım. Hadis-i şerif bize şöyle bir hatırlatmada bulunmaktadır:
- Kısa bir müddet düşünmek, uzun bir müddet nafile namaz kılmaktan hayırlıdır.
Öyle ise gelin sizinle kısa bir müddet düşünelim. Yani uzunca bir müddet nafile namaz kılmış gibi olalım. Ama bunu nasıl yapalım? Kitaplık çapta kısa sözleri okuyarak...
Çünkü her söz bir kitap kadar mana yüklüdür. Bunu ise düşünerek okursak anlarız. Gönülden tasdik ederek incelersek fark ederiz. Buyurun, kitaplık çapta sözleri düşünerek okumaya, gönülden tasdik ederek incelemeye... Yani nafile namazdan da üstün bir iş yapmaya.
1- Bir kimse kendini çok akıllı bilir de, kimse ile istişare etmezse, en akılsızların yapmayacağını yapar da mahcup olmaktan kurtulamaz.
2- Bir kimse kendini çok akıllı bilmez de çevresiyle istişareye ihtiyaç duyarsa, Allah ona akıllıların dahi düşünemeyeceği iyilikleri ilham eder, en doğru kararı aldırır.
3- Bir kimse başkasının perdesini açar da ayıbını ilan ederse, bir gün kendisinin de perdesi açılır, ayıpları ilan edilir.
4- Bir kimse kendi ayıbını görmeye başlarsa, başkasının ayıbıyla meşgul olmaktan utanır, onu diline dolamaktan vazgeçer...
5- Bir kimse Allah’ın kendisine ihsan ettiği nimetleri düşünürse, başkalarına ihsan ettiği nimetlere haset etmez. Şayet kendisine ihsan ettiği nimeti düşünmezse, başkasına ihsan ettiği nimetlere haset etmekten kendini alamaz. O nimetlere asıl kendisinin layık olduğu vehminden kurtulmaz...
6- Bir kimse kendi yanlışlarını hatırında tutarsa, başkasının yanlışlarını büyük görmez. Kendi yanlışlarını unutursa başkasının yanlışlarını büyüterek anlatmaktan zevk alır, kendine pay çıkarır.
7- Bir kimse başkası için bir kuyu kazarsa, eninde sonunda kendisi de kazdığı kuyuya düşer.
9- Bir kimse başkasını ayıplarsa, kendisi de aynı şeyle bir gün ayıplanır!..
1O- Bir kimse kendi haya (utanma) perdesini yırtarsa artık onu hiçbir perde gizleyemez.
11- Bir kimse ahlaken düşüklerle arkadaşlık ederse, kendisi de ahlaken düşüklerden sayılır.
12- Bir kimse alimlerle, salihlerle oturursa, kendisi de alim, salih gibi ilgi görür.
13- Bir kimse geçmişini düşünürse sabırlı olur, geleceğini düşünürse tedbirli davranır...
14- Bir kimse büyüklük taslarsa Allah onu küçültür, küçük görünürse Allah onu büyütür.
15- Bir kimse dini hafife alırsa kendisi de hafife alınır. Dine hürmet gösterirse kendisine de hürmet gösterilir.
16- Bir kimse başkasının malını kendisi için mubah görürse, bir gün birileri çıkar onun malını kendisi için mubah görür...
17- Bir kimse dinde aşırılaşırsa, bir gün kendisi de çıkardığı aşırılığa dayanamaz, aşağılara düşer...
18- İfrat ile tefrit iki uçtur. Uçlarda yer almak, merkezden uzak kalmak demektir. En doğrusu, ortada olmak, gövdeyi temsil etmektir.
19- İbadet ve iyilikleri çok yapıp kısa zaman sonra bırakmaktansa, az yapıp ömür boyu devam ettirmek daha hayırlıdır...
2O- Adalet ile zulüm karşılıklı iki yol gibidirler. Birine yönünü dönen ötekine arkasını çevirmiş olur. Siz adalet yoluna yönelin ki, zulüm arkanızda kalıp sizden uzaklaşsın...
Zaman ailem Sayı:230
Bölüm:Kavramlar
13 Ekim 2008 Pazartesi
12 Ekim 2008 Pazar
Hadis
11 Ekim 2008 Cumartesi
10 Ekim 2008 Cuma
Geri Alınan Dua
Bir imam ve müezzin, câmilerine getirilen bir cenâzeyi kaldırdıktan sonra, mezarcıyı da yanlarına alarak aynı kabristanda yatan bir evliyâyı ziyaret etmişler. Mezarcı, tam ayrılacakları sırada:
- Muhterem hocam, demiş. Bu fırsat, bir daha ele geçmez. Hazır dua ederken, diğer insanlarda olmayan bir şeyi isteyelim.
İmam, Allah’ın verdiği nimetlerin herkese yettiğini ve daha fazlasına göz dikmenin nankörlük sayılacağını defalarca söylemiş ama boşuna. Sonunda mezarcıyı kıramamış ve hiç kimsenin göremediği şeyleri görecek gözlere sahip olmak için Allah’a niyazda bulunmuşlar. Duaları, icâbet saatine rasgeldiği için kabul edilmiş. Ve bunu ilk farkeden de imam olmuş.
İmam efendi, o evliyâya son bir fâtiha okuduktan sonra “âmin” demek için ellerini havaya kaldırdığında bir de ne görsün? Gökyüzünde dolaşan koca bir göl, üzerlerine doğru gelmiyor mu?
Rengi bir anda sapsarı kesilen imam, anında kelime-i şahadet getirdikten sonra:
- Hakkınızı helâl edin kardeşler, demiş. Külli nefsin zâikatül mevt. Ölmüşlerimiz birazdan bize kavuşacaklar.
Mezarlığın yanından geçmekte olan köy öğretmeni, imamın bu telaşı üzerine başını yukarı kaldırdığında, hareket hâlindeki bulutları görüp:
- Korktuğun şey, yağmur bulutlarından başka bir şey değil be hocam, demiş. Evet, bir bakıma koca bir göldeki suyu taşırlar ama, onu bir çok yere dağıttıkları için tehlikeli olmazlar.
İmam efendi, o ana kadar hiç kimsenin görmediği şeyleri gören gözlerine mi inansın, yoksa öğretmene mi? Tabi ki hiç aldırmamış denilenlere.
İmam, yukarıdaki gölün ne kadar dehşet verici olduğunu anlatıp dururken, beli bir haftadır tutuk olduğu için ancak yere doğru bakabilen müezzin, faltaşı gibi açılan gözlerini topraktan ayırmadan:
- Üstümüzdeki şey göl müdür deniz midir bilmem ama, bir an önce yere aksa iyi olacak hocam, demiş. Bastığımız yerin aşağısında koca bir cehennem var. Belki faydası olur sönmesine.
İmam, müezzinin sözü üzerine aşağı baktığında, bu sefer de kıpkırmızı kesilmiş. Erimiş madenlerden oluşan koca bir kazan, ayaklarının altındaki incecik toprak tabakasının altında fokur fokur kaynayıp duruyormuş. Köy öğretmeni, zangır zangır titreyen imamla müezzini sakinleştirmeye çalışarak:
- Dünyanın merkezinde magma tabakası vardır, demiş. Ama ilim gözüyle görülür ancak. Siz maşallah nedense farklısınız.
Bu sözlerden de tatmin olmayan imamla müezzin, topraktan biraz olsun uzaklaşabilmek için tırmanacak yüksek bir ağaç ararken, bir korkuluk gibi hareketsiz duran mezarcıyı görüp meraka kapılmışlar. Müezzin, makinalı tüfek gibi takırdayan dişleri arasından zorlukla bir kaç kelime çıkartap:
- Yahu mübârek, demiş. Bir şey görmüyor musun ki, bu kadar tepkisizsin?
Mezarcı, derinden inleyerek:
- Keşke öyle olsaydı, demiş. Bu yeni gözlerle, üç gün sonra öleceğimi gördüm. Şimdiye kadar yüzlerce kişiyi mezara koymama rağmen, kendim için böyle birşey düşünmemiştim.
Öğretmen, hepsinin deli olduğuna karar verip ayrılmış. Mezarcı ise, gömüleceği yeri de gördüğü için, kendi mezarına fâtihalar okuyup üflüyormuş. İmam, sonunda vaziyete el koyarak:
- Anlaşılan haddimizi çok aştık, demiş. Gelin tekrar dua edelim ki normale dönelim, yoksa ömrümüzün geri kalanını akıl hastanesinde geçiririz..
Biraz önceki evliyâyı şefaatçi yaparak tekrar dua ettiklerinde, icâbet saatinin son saniyelerini yakalayıp eski hâllerine dönmüşler. Ama mezarcı:
- Sizler paçayı kurtardınız, diye ağlayıp duruyormuş. İyi ama ben ne halt yerim şimdi?
Sayı: 280Nisan – 2000 zafer dergisi
1 Ekim 2008 Çarşamba
26 Eylül 2008 Cuma
24 Ağustos 2008 Pazar
23 Ağustos 2008 Cumartesi
Kadın niçin alışveriş hastası olur?
Evin hanımı alışveriş merkezlerinden beri gelmiyordu. Nerede yeni bir mağaza açılmışsa hep oradaydı. Sık sık evin eşyalarını değiştiriyor, moda olan her şeye yetişmek için adeta koşturuyordu. Eşi ise sürekli:
“Bu harcamalarına nasıl para yetiştireceğim? Bu tatminsizlik niye?” diyor; ama o, bildiğinden geri kalmıyordu. Bu sebepten sürekli tartışıyorlardı. Ne yazık ki, sayısız aile var bu kıskacın içinde olan. Gerek görsel ve yazılı basın, gerekse reklamlar, insanları sürekli tüketime zorluyor. Bilhassa kadın, tüketim dünyasının kurbanı oluyor. Elindekilerle yetinmiyor. Eşini maddi isteklerle boğuyor. Üç-beş parça eşya için evinin ve yuvasının huzurunu kaçırıyor. Maalesef günümüzde zorunlu olmayan ihtiyaçlar, zorunlu sırasını almıştır. Lüks, gösteriş ve rahat yaşama isteği, çağımız insanının hastalığı olmuştur. Eskiden birkaç maddeye duyulan ihtiyaç, yirmilere, yüzlere çıkmıştır.
Bu sebeple, kimi kadınların aşırı istekleri erkeği zor duruma düşürüyor. Özellikle erkeğin maddi gücü yeterli değilse, daha büyük bir problem oluyor. Uzmanlar maddeye aşırı önem veren kadının psikolojisine eğildiklerinde, eşinde aradığı sevgiyi bulamayan kadınların, bu boşluğu maddi şeylerle doldurmaya çalıştıklarını görüyorlar. Çünkü kadınlar sevildiğini hissetmek istiyorlar.
Aşırı istekleri ve alışveriş hastalığı karşısında, “Ben sana güç yetiremiyorum” diyerek tartışmak, sorunu çözmüyor. Prof. Nevzat Tarhan, kadının bu durumunu anlatırken, “karşılanmayan sevgi açlığının yerini doldurmak için eşinden öç alma” olarak tarif ediyor. Demek ki, çözüm sevgi anahtarında. Evet, sevgi, gönül kapılarını açan bir anahtardır. Yeter ki o anahtar kullanılsın. Fakat bazı eşler o anahtarı ya hiç kullanmıyor ya da kullanmakta cimri davranıyorlar. Eşinin kalp sarayının kapısını açmayı denemiyorlar. Haliyle o zaman devreye eşyalar, mağazalar giriyor.
Eşine karşı sevgiyi belirtmekte de Peygamberimiz bize en güzel örnektir. Hz. Aişe validemiz evlendiklerinde Peygamberimiz’e, “Beni seviyor musun?” diye sorar. Peygamberimiz “evet” deyince “Ne gibi?” der. Peygamberimiz “Kördüğüm gibi.” cevabını verir. Bu cevap Hz. Aişe validemizi çok sevindirir. Ve zaman zaman Efendimiz’in yanındaki sevgisini test etmek için, “Kördüğüm ne alemde?” diye sorar. Peygamberimiz, “İlk günkü gibi.” diye karşılık verir. (İbn Hanbel, Müsned, 6; 210) Şu halde erkeğin, eşine sevgisini belirtmesi sünnettendir.
Zaman ailem Sayı:230
Bölüm:Hayatın İçinden
22 Ağustos 2008 Cuma
OYMA KOLLU KAZAK
Arka:90 ilmek ile başlayın.3 sıra haraşo örün.81 sıra düz örün.82. sırada2+1+1 kesin 46 sıra daha düz örün. 47. sırada 27 ilmek örüp 28 ilmeği kesin .iki tarafta kalan 27 ilmeği 3 kerede kesin .
ön:
45 ilmek ile başlayın. 3sıra haraşo örün.81 sıra düz örün. 82. sırada 2+1+1+1 kesin.30 sıra örüp 8+1+1+1+1 yaka kesin. Koltuktan 48 sıra sonra 3 kerede omuzu kesin.
Kol:
45 ilmek ile başlayın.3sıra haraşo örün. 6 sırada bir her iki taraftan birer ilmek artırın. 65 sıra örün .aralarda renkli iplerle birer sıra haraşo örün. 66 . sırada her iki taraftan 8+2+2+2+2+2+2+2+2+2+2 kesin . kalan ilmekleri bir kerede kesin.
Omuzları diktikten sonra kolları dikin .kolların ve bedenin yan tarafını dikin. Önlere ve yakaya ilmek takarak 3’er sıra haraşo örün. Ön kısmı renkli iplerle işleyin.
kolay gelsin
21 Ağustos 2008 Perşembe
Kaza | Hayatın İçinden
HAŞİRDEN sonra mahkeme kurulmuş. Ve Âdemoğulları, birer birer hesaba çekilmişler. Bazıları hiç sorgusuz Cennete giderlerken, diğerleri endişe içindeymiş. Çünkü hemen önlerinde Sırat Köprüsü varmış. Bir çoğunun aşağıya düştüğü, geçenlerin Cennet’e ulaştığı köprü...
Sayıları milyarlara ulaşan bir topluluk, bu köprüye doğru yola çıkmışlar. Bir daha geri dönmemek, gittikleri yer neresi olursa olsun, hiç ölmemek üzere. Hepsinin yüreğinde, korkuyla ümit arası bir duygu varmış. Allah’a ve Peygamberine inananlar, kusurları olsa bile af dileyenler, kâinata iman gözlüğüyle bakanlar, köprüyü de o gözlükle geniş görmüşler. Daha sonra uçar gibi geçmişler üzerinden.
Ağırlığı fazla olanların dünya köprülerinden bile geçemediğini iyi bilenler, Sırat'a yaklaşırken, ince ince hesap yapmaya başlamışlar. “Bu günahım şu kadar, diğerleri bu kadar, toplam ağırlıkları da şu kadar!.” diye.
Bu hesabı yapanlardan bir adam:
— Ara sıra namazlara giderdim, demiş. Cuma namazlarına. Bayram namazlarını da hiç kaçırmazdım. Bu bakımdan namaz yüküm fazla sayılmaz. Adam daha sonra, özellikle yaz aylarında ihmal ettiği oruçlarının; resmî bayramlarda, maaşını aldığında, çok üzüntülü ve çok sevinçli olduğu zamanlarda ya da güzel havalarda içtiği içkilerin; ay başlarında ve yıl sonlarında oynadığı kumarların yükünü hesaplayıp:
— Milletten çalmadım ya!. Bu da fazla bir yük tutmaz herhalde!. demiş.
Biraz düşündüğünde, geriye tek bir günahı kalıyormuş ki, o da zaten kaza sonucunda oluşmuş. Bu yüzden de ona göre pek önemli değilmiş. Takımı maç kazanınca şevke kapılmış ve bütün ikazlara rağmen havaya ateş etmiş. Kazayla da küçük bir kızı vurmuş.
Adam, dünyada da zaten muhasebeci imiş. Bu yüzden de bilirmiş hesabını. Yükünü gram gram hesapladıktan sonra, biraz da garanti payı koymuş üstüne. Sonuç gayet güzelmiş. Bu ağırlık, Sırat için hiç de fazla değilmiş.
Adam köprüye gelince biraz şaşırmış. Her köprüde hem geliş hem de gidiş varken, burası tek yönlüymüş. Hatta adım başında, “geri dönülmez!.” ikazı yapılıyormuş. Fakat onu şaşırtan şey daha başkaymış. Çünkü her iki yanda da korkuluk yokmuş. Adam, günah yüklerinden emin olduğu için, kenarlara yanaşmakta bir sakınca görmemiş. Zira bu noktalardan, manzara çok farklıymış. Köprünün alt kısmında, Cehennem fokur fokur kaynamaktaymış.
Biraz sonra, köprü daralmaya başlamış. Bu yüzden de kalabalık iyice artmış. Adam, orta kısımlara geçmeye çalışırken, ayağı bir yere takılmasın mı?
Bir anda uçmuş köprünün üstünden. Bir taraftan bağırarak düşüyor, diğer yandan hesabını kontrol ediyormuş. İçki yükü şu kadar, kumar yükü bu kadar, namaz şu kadar derken, küçük kızın ölümüyle sonuçlanan kazayı hesaba katmıyormuş. Alevlere büyük bir hızla yaklaşırken, bir adam ona köprünün üstünden seslenerek:
— Kusura bakma kardeş!. diye özür dilemiş. Ayağım kazayla sana takıldı!.
www.zaferdergisi.com nisan 2007
16 Ağustos 2008 Cumartesi
11 Ağustos 2008 Pazartesi
hadis
30 Temmuz 2008 Çarşamba
Aksırığın Anatomisi
Aksırmakla saniyenin onda biri kadar bir zamanda, gözleriniz ve hava geçitleriniz kapanarak saatte 300-350 km hızla 85 milyon bakteriyi bomba gibi havaya fırlatırsınız.
Araştırmacılar, aksırmanın nasıl meydana geldiğini anlayabilmek için çok hızlı fotoğraf çeken makinelerde özel bir teknik kullanmış ve ancak saniyenin 1/100.000’inde kareyi dondurarak istedikleri resimleri elde edebilmişlerdir.
Resimde görülen zerreciklerin çevresindeki sıvı tabaka buhar olup uçar ve zerreler havada uçuşurlar. Araştırmacılar, biri aksırdıktan yarım saat sonra havada hâlâ 4.000 zerreciğin uçuştuğunu ortaya çıkarmıştır. Bu zerrecikler, sadece zararsız su tanecikleri veya cansız maddeler değildir.
Aksıran bir kimsenin karşısına bakterilerin çoğalmasına yardımcı olacak besi ortamı bulunan bir tabaka yerleştirilerek tabakanın üzerindeki bakteriler sayıldığında, tek bir damlanın 19.000 bakteri kolonisi meydana getirdiği müşahede edilmiştir. Tek bir aksırık, 85 milyon bakteriyi çevreye saçabilmektedir.
Manevî bir terbiyenin de gereği olarak bu mikropları etrafa saçmamak ve grip gibi hastalıkları yaymamak için sol elle ağzı örtmek ve sonra eli yıkamak, şayet bir mendil çıkarabilecek kadar vaktiniz olursa, mendille ağzınızı kapamak uygun olacaktır. En iyi hareket ise yüzünüzü yere doğru çevirip aksırmaktır. Böylece zerrecikler havada uçuşmayacaklarından, aksırığın meydana getireceği birçok zararın da önüne geçilmiş olacaktır.
Fizyologlara göre mutlaka yapılması gereken bir hareket olan aksırma; insanın şuurlu bir yardımı olmaksızın şaşırtıcı bir mekânizma ile gerçekleştirilmektedir. Çünkü aksırma ihtiyacı hissettiğiniz zaman aksırırsınız önüne geçemezsiniz. Allah’tan ki, aksırıyoruz. Vücudumuza bu mekanizma konulmamış olsaydı bize rahatsızlık veren pekçok zararlı maddelerden ve tozlardan kurtulmamız mümkün olmayacaktı.
Evet, milyonlarca mikrop ve zararlı maddelerden kurtulduğumuz için, aksırdıktan sonra şükrediyoruz.
ZAFER DERGİSİ Sayı: 278Şubat – 2000
29 Temmuz 2008 Salı
18 Temmuz 2008 Cuma
14 Temmuz 2008 Pazartesi
Köle | Hayatın İçinden
DELİKANLI, kan dâvâsı yüzünden, yıllar boyu yaşadığı bölgeyi terk ederek doğudaki küçük bir köye kaçmış. Bu arada parası bittiğinden, karnı zil çalıyormuş. Köye girdiği zaman, etli bir yemek kokusu duymuş derinden. Bir de davul sesleri. İster istemez o tarafa yönelince, bir düğün şenliği görüp, sessizce süzülmüş bahçeden içeriye.
Ağaçların altında, belki yirmi tane masa bulunuyormuş. Onların yanında da, bir çok iskemle. Tam birine oturmaya niyetlenirken, bir çocuk gelmiş yanına: "Ağam sizi çağırıyor!." diyerek.
Delikanlı, davetsiz misafir olduğu için, biraz endişeliymiş. Fakat köymüş burası, davetiye falan istemezlermiş. Merakla gitmiş ağanın yanına, selam vermiş ayakta dikilirken.
Köy ağası, onun başka yerlerden geldiğini, daha bahçeye girerken anlamış. Her misafir gibi oturtmuş masasına. Bu arada altına bir yastık koyarak.
Delikanlı, şaşırmış bu ilgiye. Böyle bir inceliği, kimseden görmemiş yıllar boyunca. Hatta kendi ailesinden bile. Üstelik hep ezilmiş onlar tarafından, kanlıları sanki yetmezmiş gibi.
Yastığa otururken, bir anda gönlü ısınmış ağaya. O köyde yaşamaya, o adama köle olmaya karar vermiş. Karnının doyması yetermiş ona. Başka bir şey aklından bile geçmiyormuş.
Ağa kabul edince, onun yanında iş tutup, canla başla, ırgat gibi çalışmış, bir gün bile halinden şikayet etmeden.
Ağa, her fâni gibi, günün birinde dünyadan ayrılmış. Delikanlı artık olgun biriymiş ama, her nedense kendisini garip hissedip, köyü birkaç gün içinde terk etmiş. Zaten bekârmış. Hiç bir engel yokmuş onu tutacak. Aylar boyu dolaşmış ortalarda. Bir gün yine bir bahçede düğün görene kadar.
On yıl öncesi gibi, girmiş içeri. Yine davet edilmiş ağanın yanına. Zaten bunu istiyormuş bütün kalbiyle. Hayatını değiştiren bir olayın tekrarını ümit ederek.
Yanına gittiğinde, birkaç tane minder görmüş, yere serilen bir kilim üstünde. Fakat ağa hiç birine oturmuyormuş. Babacan tavrına rağmen, her nedense diğer ağa gibi yapmamış. Sadece "hoş geldin!." demiş, güler bir yüzle.
Bizimki çökmüş adamın yanına. Ona iyi bir ders vermek niyeti ile. Bir minder alarak üstüne otururken, daha önceki ağayı anlatmaya başlamış. Basit bir minder yüzünden, o adama nasıl bağlandığını, bu yüzden on yıl boyunca kul köle olduğunu; insanoğlunun işte böyle hassas bir ruh taşıdığını falan...
Yaşlı adam, onu hayretle dinliyormuş. Misafirin sözü bittiği zaman, ona belinden alt kısmını işaret ederek:
— Ben de yastık kölesiyim, diye tebessüm etmiş. Bana yastık verene kulluk ediyorum.
Genç adam, işte o an fark etmiş, her insanı yumuşak bir minderle yaratanı. O yastığa oturtup, bin bir türlü nimetleri ikram edeni. Altına koyduğu sahte yastığı, fırlatmış bir kenara, yaşlı adam gibi bağdaş kurarken.
İki ağa, yan yanaymış şimdi bahçede. Çorba, et ve pilav varmış sofralarında. Bir de şanslı kölelerin yaşadığı mutluluk.
Zafer dergisi mart 2007
9 Temmuz 2008 Çarşamba
4 Temmuz 2008 Cuma
BİR KADIN NASIL MUTLU EDİLİR?
BİR KADINI MUTLU ETMEK İÇİN ERKEKTE ŞU ÖZELLİKLER OLMALIDIR:
01. bir dost
02. bir yoldaş
03. bir aşık
04. bir ağabey
05. bir baba
06. bir usta
07. bir asçı
08. bir elektrikçi
09. bir marangoz
10. bir muslukçu
11. bir tamirci
12. bir dekoratör
13. bir stilist
16. bir psikolog
17. bir haşere yok edici
18. bir psikiyatri uzmanı
19. bir şifacı
20. iyi bir dinleyici
21. bir organizatör
22. iyi bir baba
23. çok temiz
24. sempatik
25. atletik
26. sıcak
27. kibar
28. nazik
29. zeki
30. komik
32. şefkatli
33. güçlü
34. anlayışlı
35. hoşgörülü
36. sağduyulu
37. hırslı
38. yetenekli
39. cesur
40. kararlı
41. doğru
...
…
11987. güvenilir
11988. tutkulu
...
...
TABİİ, ŞUNLARI DA UNUTMADAN:
13989. ona düzenli olarak iltifat etmek
13990. alışverişi sevmek
13991. dürüst olmak
13992. çok zengin olmak
13993. onu strese sokmamak
...
...
...
VE AYNI ZAMANDA ŞUNLARI DA YAPMALIDIR:
17995. kendinden çok ona odaklanmak
17996. ona, özellikle kendisi için çok fazla zamanayırmak
....
ŞUNLAR DA ÇOK ÖNEMLİ:
Asla unutulmayacaklar:
21998. doğum günleri
21999. yıldönümleri
22000. onun aldığı kararlar
BİR ERKEK NASIL MUTLU EDİLİR!!!
1. Karnını iyice doyurun.
2. Uzaktan kumanda ve çayını verip rahat bırakın…
(maillerimden)
3 Temmuz 2008 Perşembe
27 Haziran 2008 Cuma
köpekli hırka

Arka:
90 ilmek ile başlayın. 4 sıra örün ( önden düz arkadan ters). 5. sırada 9 ilmek örüp bir ilmek artırın, 3 ilmeği bir kerede alıp 1 ilmek daha artırın. Aralarda 9 ilmek bırakarak sıra sonuna kadar aynı işlemi yapın. 13. sırada 3 ilmek ördükten sonra 5. sıradaki işlemleri tekrarlayın.124. sırada ilmekleri kapatarak bitirin.
Ön:
45 ilmek ile başlayın. Bunun 17 ilmeği kahverengi olacak. Kahverengi kısmı pirinç örgü yapın ve her sırada kahverenginin bir ilmeğini eflatun örün. Kazağın bir tarafına şekildeki köpeği örün ya da işleyin.100. sırada boyun için 8+1+1+1+1+1 ilmek kapatın.
124. sırada bitirin.
Kol:
Kazağın omuzlarını dikin ve kol için 70 ilmek geçirin. Her altı sırada her iki taraftan birer ilmek azaltın. 73. sırada kahverengi ipi takın 2sıra haraşo örüp, bitirin. Kazağı diktikten sonra, kazağın alt kısmına, boyuna ve önlere kahverengi ile ilmek geçirip 2’şer sıra örelim. Köpeğin kulakları için 3ilmek takıp 1.sırada 1’er ilmek artırıp, 6-7 sıra haraşo örün.
Kolay gelsin
PEYGAMBERİMİZ, ÖZELLİKLERİ, GÖRÜNÜŞÜ...
Karpuz: Anne adayları için kalorisi az, faydası bol
http://www.aile.org/
Depresyondan Nasıl Kurtuluruz
Dünya Sağlık Teşkilâtı’nın istatistiklerine göre dünyada, her an 100 milyon kadar depresyonlu insan vardır. Son birkaç yılın verileri bu rakamın daha da artmakta olduğunu göstermektedir.
İşte dünyayı böyle saran depresyon için uzmanlar İslâmın temel ibadetlerinden olan namazı tavsiye etmektedirler. Üstelik bu uzmanlar müslüman da değildirler.
İngiliz Holistic Tıp Kurumunun (The British Holistic Medical Association) yayınladığı ve “Çağımızın Büyük Sağlık Sorunu: Depresyon” adıyla dilimize kazandırılan kitapta şöyle denmektedir: (shf. 135)
“Bedenen ve zihnen faaliyetlerinizi sürdürünüz. Bazı gerilim idmanları yapınız. Daha makbûlü, bedeni ve ruhu zinde tutan ‘namazdan’ yararlanınız. Hareket kabiliyetiniz çok az ise, olabildiğince idman yapıp hareket etmeye çalışınız.”
Kitabın ilerleyen sayfalarında ruhî denge için sükûnet ihtiyacının önemi belirtilmektedir. Dış çabaları durdurarak dinlenmek, biraz içe dönüp kendimizi dinlemek, sükûnetle daha derin yankılarla ümitlerini iç dünyadan gelecek değerleri yakalayabilmeye yönelmek; bu bizim tabiî hakkımızdır. Bu tarz bakış bize farklı bir görüş açısı kazandırır. Daha berrak düşünebilme, hislerin daha iyi yönlendirilmesi, kendimizle ve dış âlemle daha çok bağları kurabilmemze zemin hazırlar.
İşin ilgi çekici yönü, bu durum için başta gelen tavsiye yine namazdır. (shf. 215)
“Güçsüzseniz, başkalarına muhtaçsanız, bunu müsamaha ile karşılayarak Allah’ın takdiri olduğunu düşünün.” denilen kitapta, depresyonun çaresi olarak gösterilen namaz, aynı zamanda depresyona yakalanmamak için de bir çare olarak gösterilmektedir. (shf. 198)
Evet İslâmın beş şartından biri olan, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) “dinin direği” ve “gözümün nuru” buyurdukları namaz için Bernard Shaw daha bu yüzyılın başında :“Müslümanların namazı 2000 yılında dünya profesörlerinin reçetelerinde yer alacaktır” diyordu. İkibine daha yıllar varken uzmanlar namazı hem tedavi için, hem de hastalıklara yakalanmamak için tavsiye ediyorlardı. Acaba o günler yakın mı dersiniz?
Sayı: 278Şubat – 2000 zafer dergisi
KÖSTEBEK PASTA
Bunu birkaç gün önce gittiğim bir yerde yedim. Onlar muzlu yapmışlardı ama ben evde kivi olduğu için kivi ile yaptım.Malzemeler:
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı şeker
3 yumurta
kabartma tozu
3 kaşık kakao
1,5 su bardağı kadar un
2 paket kremşanti
2 kivi
yapılışı:
yumurtaları çırpın.şeker, yağ,süt,un ve kakaoyu katıp biraz daha çırpın. Kabartma tozunu katıp karıştırın. Dikdörtgen fırın tepsisine döküp 180 derecede 18 -20 dakika pişirin.
Soğuduktan sonra su bardağı ile yuvarlaklar kesin . Bardağınızın büyüklüğüne göre 16-20 parça çıkıyor.
Yuvarlakların üzerine kremşanti sürüp meyve yerleştirin. üzerine biraz daha kremşanti sürün. Yuvarlakların kenarından çıkan kek parçalarını doğrayıcıda parçalayın,hazırladığınız pastaların üzerine dökün. Çatalla hafifçe bastırın.
Afiyet olsun
26 Haziran 2008 Perşembe
Sütçü
-Süüt...!, diye bağırıyordu. Süt isteyen süt kuzularına...
İhtiyar, henüz sözünü tamamlamamıştı ki, çadırından çıkan öfkeli bir adam:
-Sen aklını kaçırdın herhalde! diye kükredi. Biz yaralılarımızla uğraşırken, sen para kazanma sevdasındasın.
Yaşlı adamın gözleri dolmuştu. Yumuşak bir sesle:
-Bu depremde dört torunumu kaybettim evladım, dedi. Onların içecekleri sütü diğer yavrularıma hediye etmek istemişsem, hata mı etmişim.
•••
Bu hadiseyi anlatanlar, “ihtiyar adama çıkışan o kişinin ağlayışını ve ona sarılarak özür dileyişini hiç unutmuyoruz” diyorlar.
Yukarıdaki tablo, 17 Ağustos depreminde Sapanca’da yaşandı. Ama gazeteler yazmadı.
Zafer dergisi Sayı: 277Ocak – 2000
24 Haziran 2008 Salı
Bir deliye bir veli rolünü hiç denediniz mi?
Bir araya gelmiş olan erkeklerin hepsi de hanımından şikayet ederek dertleşirler. Ancak bunları dinleyen Şam’ın büyük alimi Ebu Müslim Havlani’de şikayet filan yoktur. Derler ki: - Veli gibi bir hanıma düştün de sesin sedan çıkmıyor değil mi? Omuzlarını silkerek cevap verir:
- Bizimki veli filan değil, kelimenin tam manasıyla delidir, deli!..
- Öyle ise derler, nasıl geçiniyorsun böyle deli biriyle? Cevap verir:
- Biz geçinmenin sırrını öğrendik de ondan... Büsbütün meraka düşerler.
- Deli gibi biriyle geçinmenin sırrı nedir ki, derler. Şöyle izah eder Ebu Müslim geçinmenin sırrını. Der ki:
- Allahü Azimüşşan, Adem Aleyhisselam’ı topraktan yarattığında bedenine önce aklı koydu. Akıllı bir adam oldu. Sonra öfkeyi yarattı, ona da Adem’in bedenine girmesini emretti. Öfke:
- Ben dedi Adem’in bedenine giremem. Çünkü orada akıl vardır! Akılla ikimiz bir yerde asla duramayız!.. Buyurdu ki:
- Ey öfke! Sen Adem’in bedenine doğru yönel. Akıl senin geldiğini görünce hemen çıkıp gider, kendi yerini sana bırakır. Böylece sen de akılsız kalan Adem’in bedeninde istediğin akıl dışı işleri icra edersin... Ebu Müslim burada der ki: - İşte biz hanımla bu konuda anlaştık, dedik ki; mademki insana öfke gelince akıl çıkıp gidiyor, insan öfkeli anında akılsızın biri oluyor, yani delinin ta kendisi haline geliyor. Öyle ise evde kim öfkelenirse sanki o an o delidir. Deliye karşı ise bir veli lazımdır. Ben öfkelenirsem hemen farkına varacaksın, sabır gösterip ters cevap vermeyecek, veli rolüne gireceksin. Çünkü ben o an deli sayıldığımdan ‘deli adamdan her şey beklenir’ diyerek veli sabrını göstereceksin. Öfkem gidip de aklım başıma gelinceye kadar bir deliye bir veli rolünü sürdüreceksin...
- İşte der Ebu Müslim, aile hayatımızda biz hanımla bu anlaşmayı uyguluyoruz... Ne zaman ben öfkelenirsem hanım hemen karar veriyor; beye öfke geldi, akıl gitti. Akılsız insandan her türlü yanlış beklenebilir. Öyle ise bana düşen bir deliye bir veli rolüdür. Sabır ve tahammülle akıl gelinceye kadar veli rolünde beklemektir. Aynı öfke hanıma gelirse bu defa da ben veli rolüne giriyor, onun öfkesi geçip de aklı başına gelinceye kadar ben veli rolünü sürdürüyorum...
Ebu Müslim bundan sonrasını şöyle tamamlar:
- İşte ey dostlar, siz de bir deliye bir veli rolüne girin, biriniz öfkelenince öteki veli rolünü tercih etsin, karşılık vermeyip öfkenin geçmesini beklesin. Göreceksiniz ki tartışma kısa zamanda bitecek, taraflar birbirlerine sevgi, saygıyla dolacaktır. Çünkü öfkelenen insan kendisine karşılık verilmeyip de sabır gösterildiğini anladığı andan itibaren içinde bir değerlendirme yapar, bundan mutluluk duyarak sakinleşir...
Ebu Müslim; sakın der, bir deliye bir veli rolü basit bir tedbir deyip de dudak büküp geçmeyin, sadece bir deneyin, yeter...
-Ne dersiniz, denesek mi bir deliye bir veli rolünü? Unutmamalı ki, delilikten zarar gelir; ama velilikten hiç zarar gelmez!..
-Öyle ise elektrikli ortamlarda (bir deliye bir veli rolü) hemen hatırlanmalıdır diye düşünüyorum. Bilmem siz ne dersiniz bu düşünceme?..
Bölüm:Hayatın İçinden Zaman ailem Sayı:221
HADİS
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Birbirinizle el sıkışın ki, kalplerdeki düşmanlık silinsin. Hediyeleşin ki, birbirinizi sevesiniz ve aradaki dargınlıklar böylece kalksın."Atâ radıyallahu anh. Mâlik.
Mantar
Herkes yiyebildiği kadar yedi mantar yemeğinden. Artık kimsenin tek bir lokma bile yiyecek hâli kalmamıştı. Evin annesi tencerenin dibinde kalan yemeği, mutfak penceresinden evin köpeğine verdi. Köpek, kendisine çalınan ıslığı duymuş ve kuyruğunu sallaya sallaya pencerenin dibine gelmişti.
Ancak mantar yemeğinden bir iki lokma almıştı ki, birden yere yıkıldı ve inlemeye başladı.
Köpeğin bu halini gören anne, korkudan bir çığlık atarak yemek odasına gitti ve:
“Eyvahlar olsun! Galiba mantar zehirli. Köpeğe verdim, hayvanın yemesiyle can çekişmeye başlaması bir oldu. Birazdan sıra bize gelir!” diye bağırdı.
Annenin bu felâket haberi karşısında ev halkını telaş, alevin samanı sarması gibi sardı. Bütün aile arabaya binip soluğu en yakın hastanenin acil servisinde aldı.
Görevli doktor, mantar hikâyesini dinleyince:
“Hepinizin midesini yıkayacağız!” dedi.
Can korkusundan kimsenin buna itiraz edecek hâli yoktu. Çoluk çocuk, sırayla mideler yıkandı.
Midesi yıkanan aile fertleri, biraz dinlendikten sonra evlerine geri götürüldüler. Ancak evlerine vardıklarında, gördükleri manzara karşısında gözlerine inanamadılar. Çünkü mantardan zehirlenip öldü dedikleri köpek, koynunda beş minik yavrusu ile verandada yatıyor ve bir iki saat önce doğan yavrularını, emzirmeye çalışıyordu.
Sayı: 376Nisan – 2008 zafer dergisi
Evlerimizdeki sessiz tehlikeler
Banyoda Islak bez, sıcak su, makas, cam karpuz, lavabo seramiği, elektrikli ısıtıcı, sabun ve deterjan, tıraş bıçağı, elektrikli tıraş makinesi, ampul, çamaşır makinesi, şampuan, saç kurutucu, priz, ayna, şofben.
Oturma odasında Elektrik anahtarları ve prizler, soba ve ısıtıcılar, avize, cam sepha ve cam eşya, muhtelif seramik eşya, bazı zehirli ev bitkileri (diffenbahia)
Çocuk odasında Top, paten, patlayıcı oyuncaklar (maytap, çatapat vb.); vurucu oyuncaklar (ucu sivri oklar); küçük parçalı oyuncaklar, yayla kurulan oyuncaklar.
Depo alanları ve iş odasında Üst üste dengesiz dizilmiş ağır nesneler (odun vb.); balta, keser, burgu, tornavida, testere, çekiç; tüm elektrikli hobi aletleri, av silahları, fişek, barut, kapsül; solvent (tiner, gazyağı vb.) ve boyalar; ısı yayan araçlar, (ütü, soba vb.).
Mutfakta Kibrit, çakmak, tüpgaz; çatal, bıçak, tirbuşon; ağır metal tencere; tüm elektrikli ev aletleri; cam eşya, tabak-çanak, rende.
Sayı:
244
Bölüm:
Kısa Kısa
Zaman ailem
SARIKIZ MESELESİ :))
Yaşlı bir çiftçi trafik kazasında mağdur olduğu gerekçesiyle, mahkemede savunmak yapmaytaydı.
Kazaya sebep olan nakliye firmasının avukatı sordu:-Kaza yerine gelen polis ekibine 'İyiyim' demediniz mi?Çiftçi ifadesine başladı:
-Traktörümün arkasında besili ineğim sarıkız ile birlikte giderken, bu nakliye şirketinin kamyonu...... Avukat sözünü kesti;
-Ayrıntıları sormuyorum, yalnızca şu soruya cevap verin. Kaza yerine gelen polis ekibine 'İyiyim' Dediniz mi? Demediniz mi?-Şimdi efendim, biz sarıkız ile birlikte giderken........ Avukat yine çiftçinin sözünü kesti ve hakime dönerek:
-Efendim, Bu adam kaza yerine gelen polis ekibine, kendisine durumunu sorduğu zaman 'Çok iyiyim' demişti. Şimdi aradan 3-4 hafta geçtikten sonra mağduriyetini öne sürerek, müvekkilimi dava ediyor.
Lütfen kaza sırasında iyi olduğunu söyleyip söylemediği konusunda ki soruma doğrudan cevap vermesini söyler misiniz?Hakim:
-Bir dakika. Önce şu sarıkız hikayesini duymak istiyorum.Çiftçi hakime teşekkür edip, ifadesini sürdürür:
-Bu nakliye şirketinin kamyonu traktörüme çarptığında, ben bir hendeğe, sarıkız başka bir hendeğe savrulduk. Sersemlemiş bir halde yatarken, diğer taraftan sarıkızın yanık yanık böğürmelerini duyabiliyordum. Belli ki çok acı çekiyordu. O sırada hemen ordan geçmekte olan polis ekibi durdu ve memurlardan birisi gidip diğer hendekte yatan sarıkıza baktı. 1 - 2 dakika sonra da tabancasını çıkarttı ve inlemekte olan sarıkızı iki kaşının ortasından vurdu. Ardından elinde dumanı tüten tabancası ile yanıma geldi ve bana 'Sen nasılsın Amca' diye sordu.Siz olsanız ne cevap verirdiniz?
23 Haziran 2008 Pazartesi
PİZZA

İki bardak un
Yarım paket maya
Tuz, aldığı kadar su
Kaşar peyniri
Beyaz peynir
Siyah zeytin
Sucuk
Salça
Yapılışı:
Malzemeleri karıştırıp yumuşak bir hamur elde edilir. İkiye bölünür, küçük yuvarlak tepsi büyüklüğünde açılır, tepsiye yayılır.
Buz dolabında bekletilir. Fırın 230 dereceye getirilir.
Yaklaşık yarım saat sonra , az yağda kavrulmuş salçanın üzerine su konularak hazırlanmış sos sürülüp,kaşar peyniri ve beyaz peynir serpilir.
Diğer malzemeler yerleştirilip, biraz daha kaşar peyniri serpilir. Fırında 7-8 dakika pişirilir.
Afiyet olsun
Yemekten hemen sonra yapılmayacak 7 şey
Sigara içmeyin:
Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır. (Kanser olma riski daha yüksek.)
Hemen meyve yemeyin:
Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine neden olur. Çay içmeyin:
Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde tükettiğimiz gıdalardaki proteinin hazmını zorlaştırıyor. Kemerinizi gevşetmeyin:
Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.
Banyo yapmayın:
Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını hızlandırır, böylece mide çevresindeki kan miktarı bu durumda azalır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır. Yürümeyin:
İnsanlar çoğu zaman, yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler. Gerçekte bu doğru değildir. Yürümek sindirim siteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.
Hemen uyumayın:
Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder. Haber7 21 Kasım 2006 09:24
Bir Yumurta Nasıl Paketlenir?
Bir yumurta hiçbir zaman elimize paketlenmeden ulaşmaz. Yirmi dört saatlik bir üretim faaliyetinin neticesi olan bu aziz ve leziz nimet, mutfağımıza kadar güvenle ulaşabilmesi için, son derece dikkatle plânlanmış bir ambalaj içinde bize sunulur.
Yumurta kabuğu deyip geçmeyin. Bir çırpıda kırıp çöp sepetine atıverdiğimiz bu mükemmel ambalaj, aslında mimarîsiyle akılları hayrette bırakan bir sağlamlık, pratiklik ve geometri şaheseridir.
Yumurtanın sarısı ve akı, tavuk vücudunda ayrı ayrı yerlerde imâl edilir. Sonra da bu mamûl, 16 saat süren bir işlemle ambalajlanır.
Önce yumurtanın şekline bir bakın: Parmaklarınızla iki ucundan ne kadar kuvvetle bastırırsanız, onu kıramazsınız. Ambalaj sağlamdır ve şekli de pürüzsüz ve kusursuzdur. Böyle bir kabuğu bir üretim tezgâhında dökmek için kalıp gerekir. Oysa tavuğun vücudunda yumurta kabuğunu dökecek herhangi bir maddî kalıp bulunmaz.
Yumurtayı paketlemekle görevli olan bez, tavuğun vücudundaki bütün kalsiyum ve karbonat iyonlarını çekecek şekilde düzenlenmiştir. Öyle ki, tavuğun besininde kalsiyum eksildiği zaman, kabuğun hammaddesi olarak, tavuk kendi kemiklerini kullanır. Bir tavuk, tek bir yumurtanın ambalajlanması için, bir günde kemiklerinin yüzde onunu harcayabilmektedir.
Öyle bir fabrika düşünün ki, tavuk kanı gibi, pek de iştah açıcı olmayan basit bir maddeden hem yumurta sarısını, hem yumurta akını, hem de kabuğunu ayrı ayrı çıkarsın, Ve, beş on santimlik bir üretim şeridi içinde bütün bu işleri ayrı ayrı gerçekleştirdikten sonra, kan ve dışkı gibi iki pisliğin içinden, yumurta gibi ter temiz bir nimeti ortaya çıkarsın. Birşeyden herşeyi yapan bir ilim ve kudretin Sahibinden başka bu fiile mührünü basabilecek kim var?
Teknoloji, tavuğun besininden yahut kanından yumurta yapabilecek bir fabrikayı kuramadı. Muhâlfarz, eğer kurmuş olsaydı bile, bugün bir yumurtayı elli bin liraya değil, milyonlarca liraya yiyemezdik. Onun için, tavuğun bir yumurta için gıdaklamasını sakın çok görmeyin. Âlemlerin Rabbi tarafından hizmetimize sunulmuş bu mübarek hayvancığın sesini eğer dikkatle dinleyecek olursanız, bu ilâhî rahmet hediyesindeki harikulâdelikleri size işittirmek için çırpındığını görür gibi olursunuz.
Bir dahaki yumurta kırışınızda, kabuğu atmadan önce ona uzun uzun bakın.
Size bu aziz nimeti bu mükemmel ambalaj içinde göndereni düşünün.
Onun adını anın.
Afiyetle yiyin.
Ve Ona şükredin.
Zafer dergisi Sayı: 279Mart - 2000





























