Image Hosted by ImageShack.us

27 Haziran 2008 Cuma

köpekli hırka



Arka:
90 ilmek ile başlayın. 4 sıra örün ( önden düz arkadan ters). 5. sırada 9 ilmek örüp bir ilmek artırın, 3 ilmeği bir kerede alıp 1 ilmek daha artırın. Aralarda 9 ilmek bırakarak sıra sonuna kadar aynı işlemi yapın. 13. sırada 3 ilmek ördükten sonra 5. sıradaki işlemleri tekrarlayın.124. sırada ilmekleri kapatarak bitirin.
Ön:
45 ilmek ile başlayın. Bunun 17 ilmeği kahverengi olacak. Kahverengi kısmı pirinç örgü yapın ve her sırada kahverenginin bir ilmeğini eflatun örün. Kazağın bir tarafına şekildeki köpeği örün ya da işleyin.100. sırada boyun için 8+1+1+1+1+1 ilmek kapatın.
124. sırada bitirin.
Kol:
Kazağın omuzlarını dikin ve kol için 70 ilmek geçirin. Her altı sırada her iki taraftan birer ilmek azaltın. 73. sırada kahverengi ipi takın 2sıra haraşo örüp, bitirin. Kazağı diktikten sonra, kazağın alt kısmına, boyuna ve önlere kahverengi ile ilmek geçirip 2’şer sıra örelim. Köpeğin kulakları için 3ilmek takıp 1.sırada 1’er ilmek artırıp, 6-7 sıra haraşo örün.
Kolay gelsin

PEYGAMBERİMİZ, ÖZELLİKLERİ, GÖRÜNÜŞÜ...

Hasan bin Ali radıyallahu anh: Dayım Hind bin Hâle, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin sıfatlarını güzel anlatırdı. Ben de onun anlatmasından hoşlanırdım. Sormam üzerine bana Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle anlattı:"Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, çok yakışıklı ve alımlıydı. Mübarek yüzü dolunay gibi parlardı. Orta boydan biraz uzun, uzun boydan biraz kısa idi.Başı büyük, saçı dalgalıydı. Saçları kendiliğinden iki yana ayrılırsa öylece bırakır, toplamaz, bir taraf sarkarsa öyle bırakırdı. Saçlarını uzattığı zaman kulak memelerini geçerdi.Teni beyazdı, alnı genişti, kaşları gürdü. iki kaşı arasında, kızınca beliren bir damar vardı. Burnu gayet güzeldi. Kaşlarına yakın kısmında hafif bir yükseklik, parlayan bir nur vardı. Dikkatli bakmayan adam, onu biraz kıvrık burunlu sanabilirdi.Gür sakallı, iri gözlü, düz yanaklı idi. Ağzı geniş, dişleri inci gibi parlaktı. Dişleri seyrekti. Boynu sanki bir ışık huzmesiydi. Endamı ve uzuvları uyumluydu, mutedildi. Etleri kesinlikle sarkık değildi. Karnı ile göğsü aynı seviyedeydi. iki omuzu arası geniş, omuz kemik başları kalındı.Giderken ağır ağır giderdi. Ölçülü ve dengeli yürürdü. Yavaş, vakarlı, fakat hızlı yürürdü, yürürken sanki bir meyil iner gibiydi. Dönerken tüm vücuduyla dönerdi. Gözleri yere bakar hâlde olurdu. Yere bakışı göğe bakışından daha çok ve daha uzundu. Bakışları son derece anlamlıydı. Arkadaşlarıyla yürürken, onları önüne alırdı. Rastladığı kimseye ilk selâmı o verirdi.Birbiri ardınca hüzünlü düşüncelere dalardı. Daima düşünür haldeydi. Onun hiç rahatı yoktu.Lüzumsuz ve boş konuşmazdı. Susması uzun olurdu. Söze başlarken de bitirirken de yumuşak konuşurdu. Söylemek istediğini tam anlatan kelimelerle, gayet güzel ve özlü konuşurdu. Sözlerinde ne fazlalık olurdu, ne de eksiklik. Kaba değildi.Hiç kimseyi küçümsemezdi. Az bile olsa, nimete önem verirdi. Yiyecek ve içecekleri ne överdi, ne de beğenmeyip kötülerdi.Dünya ve dünyalık bir şey onu öfkelendirmezdi. Ancak haksızlık yapılınca öfkelenir ve haksızlık giderilinceye kadar hiçbir şey öfkesini durdurmazdı. Hiç kimseyi tanımaz hakikatı haykırırdı. Kendi nefsi için kızmaz ve onun için intikam almaya kalkışmazdı.işaret ederken, parmağıyla değil, eliyle işaret ederdi. Bir şeye hayret edip şaştığı zaman avucunu çevirirdi. Konuşurken, sağ elinin ayasını sol elinin baş parmağıyla bitiştirirdi. Öfkelendiği zaman, can yakmaktan ve azarlamaktan kaçınırdı.Gülerken gözlerini yumardı. Gülüşü genellikle gülümseme olurdu, dişleri dolu tanesi gibi parlardı."Dayımın anlattıklarını epey zaman Hüseyinden gizledim. Sonra ona anlatınca, onun benden önce bunları dayıma sormuş olduğunu anladım.Hüseyin, babasına, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin giriş, çıkış, oturuş ve kalkış şekillerini de sormuş, sormadık bir şey bırakmamış. Babası da ona anlatmış:"Evine izin isteyerek girerdi. Evindeki zamanını üç kısma bölerdi. Bir kısmını Allaha, bir kısmını ailesine, bir kısmını da kendisine. Sonra da insanlara ayırırdı.ileri gelen kimselerle, sâde kimselerle konuşur gibi konuşurdu. Onlardan hiçbir şeyi saklamazdı. Ümmete seviyelerine göre davranırdı. Herkese kendi durumuna göre değer verirdi. insanların dindeki niteliklerini önemserdi. Dinde bilgili olana daha başka bakardı.insanların kiminin bir, kiminin iki, kiminin de birçok ihtiyaçları olurdu. Bunları da gözönünde tutar, ona göre davranırdı. Onlarla ihtiyaç ve maslahatlarına göre meşgul olurdu. Kendilerine lâzım ve lâyık olanı onlara bildirirdi. Şöyle derdi:"Burada bulunanlar bulunmayanlara ulaştırsın! Bana ihtiyacını ulaştıramayanların ihtiyaçlarını bana ulaştırın! Çünkü ihtiyacını bildiremeyenlerin ihtiyacını yetkiliye ulaştıranın, Allah, kıyamet gününde ayaklarını kaydırmaz."Daima doğrunun yanındaydı, başkasını kabul etmezdi. insanlar, onun yanına geçici olarak girerler, ama tatmin olmuş bir hâlde çıkarlardı. Huzurundan birer öncü ve yol gösterici olarak ayrılırlardı.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, dilini tutardı, ancak insanları birbirine sevdirecek, birbirleriyle kaynaştıracak şeyleri konuşurdu. Onları ürkütüp kaçırmazdı.Her toplumun liderine önem verirdi, ikramda bulunurdu. Daha sonra onu toplumunun üzerine vali yapardı. Ona itaat etmelerini, güzel ahlâkıyla ahlâklanmalarını tavsiye ederdi.Arkadaşlarını özler ve sorardı. insanların, durumlarını ve işlerini de sorardı. Güzele güzel, çirkine de çirkin derdi. işi daima dengeli idi, tutarsız değildi.Gaflet ederler korkusuyla, kendisi kesinlikle gaflete düşmezdi. Bezerler, usanırlar diye lüzumundan fazla söz söylemezdi. Daima hazırlıklı ve dikkatli olurdu. Hak ve hakikattan ayrılmaz, öbür insanların hakkı çiğnemelerine de izin vermezdi.Onun yanında, insanların en üstün ve en iyileri, ihlas ve samimiyet bakımından en ileri olanlarıydı. Katında mertebe bakımından en büyükleri, insanlarla iyi geçinen ve yardımlaşmayı başaran kimseler olurdu.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, herhangi bir fayda söz konusu olmadan, ne otururdu, ne de kalkardı. Kendisine özel yerler edinmezdi. Belirli oturma yerleri edinmekten insanları nehyederdi. Bir topluluğun yanına geldiğinde, meclisin bittiği yere ilişip otururdu. Böyle yapılmasını da emrederdi.Meclisindeki kimselerin her biriyle ilgilenir, farklı davrandığı izlenimini vermezdi. ihtiyacını gidermesi için onunla oturan veya onu ayakta tutan kimseye karşı sabırlı olur, o kişi ayrılmadıkça kendisi onu terkedip ayrılmazdı.Biri kendisinden bir şey istediğinde, onu mutlaka verirdi, ya da tatlı sözler söyleyerek onu savardı. Güler yüzlü oluşu ve herkese nazik davranışı, onu halka âdeta baba yapmıştı. Herkes onun katında ve nazarında eşitti.Meclisi bir olgunluk, sabır, güven ve haya meclisiydi. Orada sesler yükselmez, namus ve haysiyetler çiğnenmez, kimseye sataşılmazdı. Gayet dengeli ve hayalı idiler. Birbirlerine takva tavsiye ederlerdi. Son derece mütevazi idiler. Küçükler büyüklere saygı, büyükler de küçüklere sevgi ve şefkat gösterirlerdi. ihtiyacı olanları kendi nefislerine tercih ederler, garibe yardım elini uzatırlardı.Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, daima güler yüzlü, yumuşak huylu idi, sert ve kaba değildi. Gürültücü ve hayasız da değildi. Kusur arayan, gereksiz yere insanları öven biri de değildi. Arzulamadığı şeylere kulak asmazdı. Kimseyi umutsuzluğa düşürmezdi. Herkese ümit verici davranırdı.Üç şeyden uzak dururdu: Gereksiz yere tartışmak, fazla konuşmak ve kendisini ilgilendirmeyen şeylere ilgi duymak.insanlarla ilgili şu üç şeyden de uzak dururdu: Kimseyi kötülemez, kimsenin kusurunu, gizlisini ve ayıbını araştırmazdı.Ancak fayda umduğu şeyleri söylerdi. Konuştuğu zaman, yanındakiler sanki başlarında kuş varmış gibi sakince başlarını eğerlerdi. Ancak o sustuğu zaman konuşurlardı. Yanında tartışmazlardı. Biri konuştuğu zaman herkes susar ve onu dinlerdi, sözünü bitirinceye kadar söze girmezlerdi.Onların konuşmaları da bir başkaydı. Onların güldükleri şeye o da gülerdi, hayret ettiklerine o da hayret ederdi.Gelen yabancının, aşırı ve mantık dışı davranışlarını sabırla karşılardı, onu azarlamazdı. Arkadaşları bazen buna kızarlardı da, o onları sakinleştirir, şöyle derdi:"Böyle kimseleri gördüğünüzde, ona gerçeği gösterin!"Övgüyü, ancak hakkını verenden kabul ederdi. Kimsenin sözünü kesmez, bitirmesini beklerdi. Adam, ya bitirir, ya da kalkıp giderdi.Onun susması dört maksat içindi: Hilim, hazer, takdir ve tefekkür. Takdiri, fark gözetmeksizin insanlara bakmak ve aynı şekilde dinlemekti. Düşünmesi, hem geçici olan dünya, hem de sürekli olan âhiret hakkında idi. Hilmi ise, sabrında idi. Zira, onu hiçbir şey kızdırmaz ve ürkütmezdi.Hazeri dört şeyde tecelli ederdi: Kendisine uyulması için en güzel olanı almak, vazgeçirmek amacıyla kötüden uzak durmak, ümmeti için yararlı olan hususlarda fikir üretmek, dünya ve âhiret hayatlarını temin edecek hususlarda onlar için çalışmak."Hasan radıyallahu anh. Taberânî.

atkı ve şapka


Karpuz: Anne adayları için kalorisi az, faydası bol

Yaz günlerinin bol sulu, serinletici yiyeceği karpuzun hamileler için de önemli faydaları olduğunu biliyor muydunuz? Kalorisi son derece düşük olmasına karşın karpuz hamilelikte cildin güneşten korunmasından, mide yanmalarının önlenmesine kadar pek çok fayda sağlıyor. Karpuz bebeğin beyin ve sinir sisteminin gelişiminde büyük önem taşıyan vitamin ve mineralleri de içeriyor.İşte şanslı yaz hamilelerine karpuzun sağladığı faydalardan bazılarıMide yanmasını hafifletiyor.Vücutta su toplanmasını önlemeye yardımcı oluyor.Yüksek sıvı içeriği (%92) ve içerdiği meyve şekerleri bulantıları hafifletiyor ve dehidratasyonu (vücudun susuz kalması) önlüyor.İçerdiği mineraller son üç ayda sık yaşanan krampları önlemeye yardımcı oluyor.İyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenliyor.Likopen mucizesiKarpuz domatesten daha fazla likopen içeriyor. Bir antioksidan madde olan likopen ise kanserden ve kalp-damar hastalıklarından korunmaya yardımcı oluyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve cildin doğal güneş koruma faktörünü artırıyor.Ayrıca çalışmalar likopenin hamilelikte karşılaşılan ciddi sorunlardan biri olan preeklempsi riskini önemli ölçüde azalttığını ortaya koydu.Karpuzun 100 gramında tam 4 mg likopen bulunuyor.Vitamin ve minerallerBilim adamları karpuzun A, C, B6 vitaminlerini ve potasyum ve magnezyum minerallerini bol miktarda içerdiğini de belirlediler. Bu vitamin ve mineraller ise bebeğin görmesi, beyni, sinir sistemi ve bağışıklık sisteminin gelişimi açısından büyük önem taşıyor.Karpuzun 100 gramında 37 mcg A vitamini, 10 mg C vitamini ve 280 mg potasyum bulunuyor.Potasyum hamilelik sırasında kan ve vücut dokularındaki su dengesini düzenliyor ve sıcakta terle birlikte vücuttan atılan potasyum kaybı nedeniyle ortaya çıkan tansiyon düzensizliğini dengeliyor.Üstelik tüm bu faydaları sadece 50 kalori içeren yaklaşık 300 gramlık bir dilim karpuz ile sağlayabilirsiniz!
http://www.aile.org/

boncuklu çantam


Depresyondan Nasıl Kurtuluruz

Depresyon, ruhî çökkünlük halidir.Kişi, hayatın keyfini ve şevkini kaybetmiştir. Yaşama sevinci yok olmuştur. Kendine güveni azalmış, gelecek ümidi kaybolmuştur. Sıkıntılıdır, karamsar ve kötümserdir. Kederli ve üzüntülüdür.
Dünya Sağlık Teşkilâtı’nın istatistiklerine göre dünyada, her an 100 milyon kadar depresyonlu insan vardır. Son birkaç yılın verileri bu rakamın daha da artmakta olduğunu göstermektedir.
İşte dünyayı böyle saran depresyon için uzmanlar İslâmın temel ibadetlerinden olan namazı tavsiye etmektedirler. Üstelik bu uzmanlar müslüman da değildirler.
İngiliz Holistic Tıp Kurumunun (The British Holistic Medical Association) yayınladığı ve “Çağımızın Büyük Sağlık Sorunu: Depresyon” adıyla dilimize kazandırılan kitapta şöyle denmektedir: (shf. 135)
“Bedenen ve zihnen faaliyetlerinizi sürdürünüz. Bazı gerilim idmanları yapınız. Daha makbûlü, bedeni ve ruhu zinde tutan ‘namazdan’ yararlanınız. Hareket kabiliyetiniz çok az ise, olabildiğince idman yapıp hareket etmeye çalışınız.”
Kitabın ilerleyen sayfalarında ruhî denge için sükûnet ihtiyacının önemi belirtilmektedir. Dış çabaları durdurarak dinlenmek, biraz içe dönüp kendimizi dinlemek, sükûnetle daha derin yankılarla ümitlerini iç dünyadan gelecek değerleri yakalayabilmeye yönelmek; bu bizim tabiî hakkımızdır. Bu tarz bakış bize farklı bir görüş açısı kazandırır. Daha berrak düşünebilme, hislerin daha iyi yönlendirilmesi, kendimizle ve dış âlemle daha çok bağları kurabilmemze zemin hazırlar.
İşin ilgi çekici yönü, bu durum için başta gelen tavsiye yine namazdır. (shf. 215)
“Güçsüzseniz, başkalarına muhtaçsanız, bunu müsamaha ile karşılayarak Allah’ın takdiri olduğunu düşünün.” denilen kitapta, depresyonun çaresi olarak gösterilen namaz, aynı zamanda depresyona yakalanmamak için de bir çare olarak gösterilmektedir. (shf. 198)
Evet İslâmın beş şartından biri olan, Peygamber Efendimizin (S.A.V.) “dinin direği” ve “gözümün nuru” buyurdukları namaz için Bernard Shaw daha bu yüzyılın başında :“Müslümanların namazı 2000 yılında dünya profesörlerinin reçetelerinde yer alacaktır” diyordu. İkibine daha yıllar varken uzmanlar namazı hem tedavi için, hem de hastalıklara yakalanmamak için tavsiye ediyorlardı. Acaba o günler yakın mı dersiniz?
Sayı: 278Şubat – 2000 zafer dergisi

KÖSTEBEK PASTA

Bunu birkaç gün önce gittiğim bir yerde yedim. Onlar muzlu yapmışlardı ama ben evde kivi olduğu için kivi ile yaptım.
Malzemeler:
1 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
1 su bardağı şeker
3 yumurta
kabartma tozu
3 kaşık kakao
1,5 su bardağı kadar un
2 paket kremşanti
2 kivi
yapılışı:
yumurtaları çırpın.şeker, yağ,süt,un ve kakaoyu katıp biraz daha çırpın. Kabartma tozunu katıp karıştırın. Dikdörtgen fırın tepsisine döküp 180 derecede 18 -20 dakika pişirin.
Soğuduktan sonra su bardağı ile yuvarlaklar kesin . Bardağınızın büyüklüğüne göre 16-20 parça çıkıyor.
Yuvarlakların üzerine kremşanti sürüp meyve yerleştirin. üzerine biraz daha kremşanti sürün. Yuvarlakların kenarından çıkan kek parçalarını doğrayıcıda parçalayın,hazırladığınız pastaların üzerine dökün. Çatalla hafifçe bastırın.
Afiyet olsun

26 Haziran 2008 Perşembe

Sütçü

İhtiyar adam, zorlukla taşıdığı süt güğümlerini çadır direkleri arasından geçirmeye çalışırken:
-Süüt...!, diye bağırıyordu. Süt isteyen süt kuzularına...
İhtiyar, henüz sözünü tamamlamamıştı ki, çadırından çıkan öfkeli bir adam:
-Sen aklını kaçırdın herhalde! diye kükredi. Biz yaralılarımızla uğraşırken, sen para kazanma sevdasındasın.
Yaşlı adamın gözleri dolmuştu. Yumuşak bir sesle:
-Bu depremde dört torunumu kaybettim evladım, dedi. Onların içecekleri sütü diğer yavrularıma hediye etmek istemişsem, hata mı etmişim.
•••
Bu hadiseyi anlatanlar, “ihtiyar adama çıkışan o kişinin ağlayışını ve ona sarılarak özür dileyişini hiç unutmuyoruz” diyorlar.
Yukarıdaki tablo, 17 Ağustos depreminde Sapanca’da yaşandı. Ama gazeteler yazmadı.
Zafer dergisi Sayı: 277Ocak – 2000

oğlumun hırkası


24 Haziran 2008 Salı

Bir deliye bir veli rolünü hiç denediniz mi?

AHMED ŞAHİN
Bir araya gelmiş olan erkeklerin hepsi de hanımından şikayet ederek dertleşirler. Ancak bunları dinleyen Şam’ın büyük alimi Ebu Müslim Havlani’de şikayet filan yoktur. Derler ki: - Veli gibi bir hanıma düştün de sesin sedan çıkmıyor değil mi? Omuzlarını silkerek cevap verir:
- Bizimki veli filan değil, kelimenin tam manasıyla delidir, deli!..
- Öyle ise derler, nasıl geçiniyorsun böyle deli biriyle? Cevap verir:
- Biz geçinmenin sırrını öğrendik de ondan... Büsbütün meraka düşerler.
- Deli gibi biriyle geçinmenin sırrı nedir ki, derler. Şöyle izah eder Ebu Müslim geçinmenin sırrını. Der ki:
- Allahü Azimüşşan, Adem Aleyhisselam’ı topraktan yarattığında bedenine önce aklı koydu. Akıllı bir adam oldu. Sonra öfkeyi yarattı, ona da Adem’in bedenine girmesini emretti. Öfke:
- Ben dedi Adem’in bedenine giremem. Çünkü orada akıl vardır! Akılla ikimiz bir yerde asla duramayız!.. Buyurdu ki:
- Ey öfke! Sen Adem’in bedenine doğru yönel. Akıl senin geldiğini görünce hemen çıkıp gider, kendi yerini sana bırakır. Böylece sen de akılsız kalan Adem’in bedeninde istediğin akıl dışı işleri icra edersin... Ebu Müslim burada der ki: - İşte biz hanımla bu konuda anlaştık, dedik ki; mademki insana öfke gelince akıl çıkıp gidiyor, insan öfkeli anında akılsızın biri oluyor, yani delinin ta kendisi haline geliyor. Öyle ise evde kim öfkelenirse sanki o an o delidir. Deliye karşı ise bir veli lazımdır. Ben öfkelenirsem hemen farkına varacaksın, sabır gösterip ters cevap vermeyecek, veli rolüne gireceksin. Çünkü ben o an deli sayıldığımdan ‘deli adamdan her şey beklenir’ diyerek veli sabrını göstereceksin. Öfkem gidip de aklım başıma gelinceye kadar bir deliye bir veli rolünü sürdüreceksin...
- İşte der Ebu Müslim, aile hayatımızda biz hanımla bu anlaşmayı uyguluyoruz... Ne zaman ben öfkelenirsem hanım hemen karar veriyor; beye öfke geldi, akıl gitti. Akılsız insandan her türlü yanlış beklenebilir. Öyle ise bana düşen bir deliye bir veli rolüdür. Sabır ve tahammülle akıl gelinceye kadar veli rolünde beklemektir. Aynı öfke hanıma gelirse bu defa da ben veli rolüne giriyor, onun öfkesi geçip de aklı başına gelinceye kadar ben veli rolünü sürdürüyorum...
Ebu Müslim bundan sonrasını şöyle tamamlar:
- İşte ey dostlar, siz de bir deliye bir veli rolüne girin, biriniz öfkelenince öteki veli rolünü tercih etsin, karşılık vermeyip öfkenin geçmesini beklesin. Göreceksiniz ki tartışma kısa zamanda bitecek, taraflar birbirlerine sevgi, saygıyla dolacaktır. Çünkü öfkelenen insan kendisine karşılık verilmeyip de sabır gösterildiğini anladığı andan itibaren içinde bir değerlendirme yapar, bundan mutluluk duyarak sakinleşir...
Ebu Müslim; sakın der, bir deliye bir veli rolü basit bir tedbir deyip de dudak büküp geçmeyin, sadece bir deneyin, yeter...

-Ne dersiniz, denesek mi bir deliye bir veli rolünü? Unutmamalı ki, delilikten zarar gelir; ama velilikten hiç zarar gelmez!..
-Öyle ise elektrikli ortamlarda (bir deliye bir veli rolü) hemen hatırlanmalıdır diye düşünüyorum. Bilmem siz ne dersiniz bu düşünceme?..
Bölüm:Hayatın İçinden Zaman ailem
Sayı:221

bebek yelekleri


HADİS

. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"İnsanların en acizi duada aciz olan, insanların en cimrisi de selâm vermekte cimri olandır."Ebû Hureyre radıyallahu anh. Taberânî.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Birbirinizle el sıkışın ki, kalplerdeki düşmanlık silinsin. Hediyeleşin ki, birbirinizi sevesiniz ve aradaki dargınlıklar böylece kalksın."Atâ radıyallahu anh. Mâlik
.

Mantar

EVİN ANNESİ, harika bir mantar yemeği yapmıştı. Akşam yemeğinin vakti geldiğinde, bütün aile fertleri sofra başında iştahla yemeği bekliyordu. Çorbalar hızlı hızlı içildi ve boşalan tabaklar mantar yemeği ile dolduruldu. Yemek gerçekten de çok güzel olmuştu.
Herkes yiyebildiği kadar yedi mantar yemeğinden. Artık kimsenin tek bir lokma bile yiyecek hâli kalmamıştı. Evin annesi tencerenin dibinde kalan yemeği, mutfak penceresinden evin köpeğine verdi. Köpek, kendisine çalınan ıslığı duymuş ve kuyruğunu sallaya sallaya pencerenin dibine gelmişti.
Ancak mantar yemeğinden bir iki lokma almıştı ki, birden yere yıkıldı ve inlemeye başladı.
Köpeğin bu halini gören anne, korkudan bir çığlık atarak yemek odasına gitti ve:
“Eyvahlar olsun! Galiba mantar zehirli. Köpeğe verdim, hayvanın yemesiyle can çekişmeye başlaması bir oldu. Birazdan sıra bize gelir!” diye bağırdı.
Annenin bu felâket haberi karşısında ev halkını telaş, alevin samanı sarması gibi sardı. Bütün aile arabaya binip soluğu en yakın hastanenin acil servisinde aldı.
Görevli doktor, mantar hikâyesini dinleyince:
“Hepinizin midesini yıkayacağız!” dedi.
Can korkusundan kimsenin buna itiraz edecek hâli yoktu. Çoluk çocuk, sırayla mideler yıkandı.
Midesi yıkanan aile fertleri, biraz dinlendikten sonra evlerine geri götürüldüler. Ancak evlerine vardıklarında, gördükleri manzara karşısında gözlerine inanamadılar. Çünkü mantardan zehirlenip öldü dedikleri köpek, koynunda beş minik yavrusu ile verandada yatıyor ve bir iki saat önce doğan yavrularını, emzirmeye çalışıyordu.
Sayı: 376Nisan – 2008 zafer dergisi

oda takımları




Evlerimizdeki sessiz tehlikeler

Evlerimiz küçük çocuklar için tehlikeli olabilecek unsurlarla doludur. Çocuğunuz temizlik maddelerini içebilir, süs bitkilerinin tadına bakabilir. Bu tehlikeleri bilmek tedbir almak için önemlidir.
Banyoda Islak bez, sıcak su, makas, cam karpuz, lavabo seramiği, elektrikli ısıtıcı, sabun ve deterjan, tıraş bıçağı, elektrikli tıraş makinesi, ampul, çamaşır makinesi, şampuan, saç kurutucu, priz, ayna, şofben.
Oturma odasında Elektrik anahtarları ve prizler, soba ve ısıtıcılar, avize, cam sepha ve cam eşya, muhtelif seramik eşya, bazı zehirli ev bitkileri (diffenbahia)
Çocuk odasında Top, paten, patlayıcı oyuncaklar (maytap, çatapat vb.); vurucu oyuncaklar (ucu sivri oklar); küçük parçalı oyuncaklar, yayla kurulan oyuncaklar.
Depo alanları ve iş odasında Üst üste dengesiz dizilmiş ağır nesneler (odun vb.); balta, keser, burgu, tornavida, testere, çekiç; tüm elektrikli hobi aletleri, av silahları, fişek, barut, kapsül; solvent (tiner, gazyağı vb.) ve boyalar; ısı yayan araçlar, (ütü, soba vb.).
Mutfakta Kibrit, çakmak, tüpgaz; çatal, bıçak, tirbuşon; ağır metal tencere; tüm elektrikli ev aletleri; cam eşya, tabak-çanak, rende.

Sayı:
244
Bölüm:
Kısa Kısa
Zaman ailem

kız bebek yelekleri


SARIKIZ MESELESİ :))


Yaşlı bir çiftçi trafik kazasında mağdur olduğu gerekçesiyle, mahkemede savunmak yapmaytaydı.
Kazaya sebep olan nakliye firmasının avukatı sordu:

-Kaza yerine gelen polis ekibine 'İyiyim' demediniz mi?Çiftçi ifadesine başladı:
-Traktörümün arkasında besili ineğim sarıkız ile birlikte giderken, bu nakliye şirketinin kamyonu...... Avukat sözünü kesti;
-Ayrıntıları sormuyorum, yalnızca şu soruya cevap verin. Kaza yerine gelen polis ekibine 'İyiyim' Dediniz mi? Demediniz mi?-Şimdi efendim, biz sarıkız ile birlikte giderken........ Avukat yine çiftçinin sözünü kesti ve hakime dönerek:
-Efendim, Bu adam kaza yerine gelen polis ekibine, kendisine durumunu sorduğu zaman 'Çok iyiyim' demişti. Şimdi aradan 3-4 hafta geçtikten sonra mağduriyetini öne sürerek, müvekkilimi dava ediyor.
Lütfen kaza sırasında iyi olduğunu söyleyip söylemediği konusunda ki soruma doğrudan cevap vermesini söyler misiniz?Hakim:
-Bir dakika. Önce şu sarıkız hikayesini duymak istiyorum.Çiftçi hakime teşekkür edip, ifadesini sürdürür:
-Bu nakliye şirketinin kamyonu traktörüme çarptığında, ben bir hendeğe, sarıkız başka bir hendeğe savrulduk. Sersemlemiş bir halde yatarken, diğer taraftan sarıkızın yanık yanık böğürmelerini duyabiliyordum. Belli ki çok acı çekiyordu. O sırada hemen ordan geçmekte olan polis ekibi durdu ve memurlardan birisi gidip diğer hendekte yatan sarıkıza baktı. 1 - 2 dakika sonra da tabancasını çıkarttı ve inlemekte olan sarıkızı iki kaşının ortasından vurdu. Ardından elinde dumanı tüten tabancası ile yanıma geldi ve bana 'Sen nasılsın Amca' diye sordu.Siz olsanız ne cevap verirdiniz?

23 Haziran 2008 Pazartesi

PİZZA


Malzemeler:
İki bardak un
Yarım paket maya
Tuz, aldığı kadar su
Kaşar peyniri
Beyaz peynir
Siyah zeytin
Sucuk
Salça

Yapılışı:
Malzemeleri karıştırıp yumuşak bir hamur elde edilir. İkiye bölünür, küçük yuvarlak tepsi büyüklüğünde açılır, tepsiye yayılır.
Buz dolabında bekletilir. Fırın 230 dereceye getirilir.
Yaklaşık yarım saat sonra , az yağda kavrulmuş salçanın üzerine su konularak hazırlanmış sos sürülüp,kaşar peyniri ve beyaz peynir serpilir.
Diğer malzemeler yerleştirilip, biraz daha kaşar peyniri serpilir. Fırında 7-8 dakika pişirilir.
Afiyet olsun

Yemekten hemen sonra yapılmayacak 7 şey

Yemek yemekten sonra ne yaptığınız sağlığınız için çok önemli. Uzmanlara göre yemek yedikten sonra yapılması sakıncalı olan şeyler zamanla sağlık problemlerine neden oluyor...
Sigara içmeyin:
Uzmanlarca yapılan deneyler, yemeklerden hemen sonra içilen bir sigaranın 10 sigaraya eşdeğer olduğunu kanıtlamıştır. (Kanser olma riski daha yüksek.)
Hemen meyve yemeyin:
Yemeklerin peşinden yenen meyveler midenin havayla davul gibi şişmesine neden olur. Çay içmeyin:
Zira çay yaprakları yoğun asit içerir. Bu madde tükettiğimiz gıdalardaki proteinin hazmını zorlaştırıyor. Kemerinizi gevşetmeyin:
Yemekten sonra kemeri gevşetmek kolaylıkla bağırsak düğümlenmesine ve tıkanmasına neden olur.
Banyo yapmayın:
Banyo yapmak ellerdeki, bacaklardaki ve vücuttaki kan akışını hızlandırır, böylece mide çevresindeki kan miktarı bu durumda azalır. Bu da midemizin sindirim sistemini zayıflatır. Yürümeyin:
İnsanlar çoğu zaman, yemeklerden sonra 100 adım yürümek 99 yaşına kadar yaşamanızı sağlar derler. Gerçekte bu doğru değildir. Yürümek sindirim siteminin aldığımız gıdalardan besinlerin emilimini engeller.
Hemen uyumayın:
Aldığımız gıdalar yeterince sindirilemez. Bu durum bağırsağımızda gastrit ve enfeksiyona önderlik eder. Haber7 21 Kasım 2006 09:24

enne barajından görüntüler







Bir Yumurta Nasıl Paketlenir?

(Abese Sûresi,24)
Bir yumurta hiçbir zaman elimize paketlenmeden ulaşmaz. Yirmi dört saatlik bir üretim faaliyetinin neticesi olan bu aziz ve leziz nimet, mutfağımıza kadar güvenle ulaşabilmesi için, son derece dikkatle plânlanmış bir ambalaj içinde bize sunulur.
Yumurta kabuğu deyip geçmeyin. Bir çırpıda kırıp çöp sepetine atıverdiğimiz bu mükemmel ambalaj, aslında mimarîsiyle akılları hayrette bırakan bir sağlamlık, pratiklik ve geometri şaheseridir.
Yumurtanın sarısı ve akı, tavuk vücudunda ayrı ayrı yerlerde imâl edilir. Sonra da bu mamûl, 16 saat süren bir işlemle ambalajlanır.
Önce yumurtanın şekline bir bakın: Parmaklarınızla iki ucundan ne kadar kuvvetle bastırırsanız, onu kıramazsınız. Ambalaj sağlamdır ve şekli de pürüzsüz ve kusursuzdur. Böyle bir kabuğu bir üretim tezgâhında dökmek için kalıp gerekir. Oysa tavuğun vücudunda yumurta kabuğunu dökecek herhangi bir maddî kalıp bulunmaz.
Yumurtayı paketlemekle görevli olan bez, tavuğun vücudundaki bütün kalsiyum ve karbonat iyonlarını çekecek şekilde düzenlenmiştir. Öyle ki, tavuğun besininde kalsiyum eksildiği zaman, kabuğun hammaddesi olarak, tavuk kendi kemiklerini kullanır. Bir tavuk, tek bir yumurtanın ambalajlanması için, bir günde kemiklerinin yüzde onunu harcayabilmektedir.
Öyle bir fabrika düşünün ki, tavuk kanı gibi, pek de iştah açıcı olmayan basit bir maddeden hem yumurta sarısını, hem yumurta akını, hem de kabuğunu ayrı ayrı çıkarsın, Ve, beş on santimlik bir üretim şeridi içinde bütün bu işleri ayrı ayrı gerçekleştirdikten sonra, kan ve dışkı gibi iki pisliğin içinden, yumurta gibi ter temiz bir nimeti ortaya çıkarsın. Birşeyden herşeyi yapan bir ilim ve kudretin Sahibinden başka bu fiile mührünü basabilecek kim var?
Teknoloji, tavuğun besininden yahut kanından yumurta yapabilecek bir fabrikayı kuramadı. Muhâlfarz, eğer kurmuş olsaydı bile, bugün bir yumurtayı elli bin liraya değil, milyonlarca liraya yiyemezdik. Onun için, tavuğun bir yumurta için gıdaklamasını sakın çok görmeyin. Âlemlerin Rabbi tarafından hizmetimize sunulmuş bu mübarek hayvancığın sesini eğer dikkatle dinleyecek olursanız, bu ilâhî rahmet hediyesindeki harikulâdelikleri size işittirmek için çırpındığını görür gibi olursunuz.
Bir dahaki yumurta kırışınızda, kabuğu atmadan önce ona uzun uzun bakın.
Size bu aziz nimeti bu mükemmel ambalaj içinde göndereni düşünün.
Onun adını anın.
Afiyetle yiyin.
Ve Ona şükredin.
Zafer dergisi Sayı: 279Mart - 2000

tepsi örtüsü


22 Haziran 2008 Pazar

bebek yeleği

Yapılışı:
Arka:80 ilmek ile başlayın.6sıra haraşo örün. 8sıra düz örün.sonra beyaz ipi bağlayıp 16 sıra beyaz örün. 36 sıra renkli ip ile düz örün. Koltuk açmak için kenardan 6ilmek artırın. 6ilmeği haraşo örerek ve her seferinde kenardan bir ilmek azaltarak , 10 sıra örün.aynı işlemi diğer tarafa da yapın. 42 sıra düz örüp ilmekleri 3’e bölün. Ortadaki ilmekleri boyun için kesin. Omuzları 3 kerede keserek bitirin.Ön : 45ilmekle başlayın. 6sıra haraşo örün.6 ilmeği lastik için ayırın.8 sıra düz örüp 16 sıra beyaz örün. Kenarda lastikten sonra10 ilmek beyaz diğerleri renkli olarak 36 sıra örün. Koltukta 6ilmek artırıp arkadaki işlemi yapın. Bu arada beyazı 6 ilmek fazlalaştırın. Koltuktan 4 ilmek kesmiş oldunuz. 1+1 daha kesin.34 sıra daha örüp , boyun için 8+1+1+1+1+1 kesin.omuzu 3 seferde kesip bitirin. Diktikten sonra boyuna ilmek çıkarıp 4 sıra haraşo örün . üzerini iğne ile işleyin. Kolay gelsin

Aileler kriz anlarında ne yapmalı?

SERDAR GÜLER
Günlerden bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte, seyirciler arasında hiçbiri, yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş.
Sadece şu sesler duyulabiliyormuş: “Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!” Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.
Seyirciler bağırıyorlarmış: “Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!..” Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa, büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa, ona yaklaşmış ve sormuş, “Bu işi nasıl başardın?” diye.
O anda farkına varmışlar ki, kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
Hikayenin özeti şu: Gerçek mutluluk ve başarı için, evlilerden birinin sağır olması gerekir. Yani eşlerden birinin bazı şeyleri duymaması, diğer bazılarını da görmemesi gerekir. Eşlerden her birisi, her söze takılır, her hareketten rahatsızlığını açığa vurur ve olumsuz değerlendirirse çatışma kaçınılmaz olur. Eşlerin, birbirlerinde sürekli olumlu yönleri görmeleri ve dikkat nazarlarını olumlu yönlerin üzerine çekmeleri gerek. İnsanın fıtratında, olumsuzlukları büyütme ve iyilikleri unutma gibi hiç de hoş olmayan bir yön vardır. Tam tersi olursa bütün sorunlar bir bir tükenir. Bir evde yaşayan iki insandan birinin kadife ya da pamuk olması gerekir. İki fıtrat da kırılmaya hazır kıymetli kristal bardaklar gibi olursa, ilk ve küçük çarpışmalarda bile kırılmaları muhtemeldir. Ama eşlerden biri pamuk olursa ve bu durum bazı haftalarda, ay veya günlerde birbirlerine devredilirse, şiddetli çarpışmalar bile durdurulabilir. Böyle olunca da çarpışmalar yerine zamanla muhabbet ve kaynaşmalar artar.
Muhtemel kırılmalar da en az zararla atlatılır. Boş kristaller kırılmadıkları gibi bardakların içleri de zamanla, bu anlamda sevgiyle dolmaya başlar. Bundan sonra bakış açısı, hep olumlu yönleri görmek olunca, bardakların sürekli dolu tarafı görülmeye başlanmış olur. Her aile mukaddes bir şirket gibidir ve bu amaçla kurulmalıdır. Şirketler, maddi krizlerle karşılaşınca iflas etmemek için bazı çareler ararlar. Akıllı ve ileriyi gören şirket yetkilileri, böyle bir duruma düşmemek için, işi baştan sıkı tutarlar. Onun için her gün bir kriz çıkacakmış gibi davranarak bir köşeye yatırım amaçlı bir şeyler atarlar. Her ortamda değer kaybetmeyecek bazı hayatî yatırımlar yaparlar. İşte aynen aile şirketinin iştirakçileri de öyle yapmalıdır.
Aile sağlam manevi temeller üzerine oturmalıdır. Maddi temeller üzerine atılan temellerin, çürük olduğu ve eninde sonunda yokluğa mahkum olacağı bilinmelidir. Ama bu arada, her aile, hayat devam ederken, karşılaşacakları muhtemel kriz anlarında can havlleriyle yanlış şeyler yapmamak için, işi baştan sıkı tutup, kıyıya–köşeye bir şeyler atmalıdırlar. Manevi değerler üzerine kurulan ailelerin birlikteliği, öte dünya buudlu olduğu için, bu dünyada maddi ve manevi bütün engellemelere ve sıkıntılara rağmen, İlahi bir nefesle, çoklarınca anlaşılmadık bir şekilde, gittikçe gelişerek bir cennet ağacı gibi büyür. Bunun, bugün toplumumuzda binlerce örneği vardır. Birçok insan fakirdir; ama yürekleri zengindir. Fakir ama başkasını düşünen, îsar (din kardeşini kendine tercih etme) hasletini yaşatan yani başkası için yaşamayı hayatlarının esası haline getiren bu aileler şu anda her yerde örnek gösterilmektedir. Bu anlamda zengin olup da gerçek saadeti yakalayamamış pek çok ailenin varlığından da haberdarız ki, bunlar, birbirlerini aldatmakta ve ortaklık (maddi birliktelik) bittikten sonra ayrılmaktadırlar.

Sayı:
223
Bölüm:
Kıssadan Hisse

tepsi örtüsü


HADİS

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Kişinin fitnesi ailesi, malı, kendisi, çocukları ve komşusunda olacaktır. Oruç, namaz, zekât, iyiliği önermek, kötülükten sakındırmak bu türden fitnelere karşılık olacaktır."Huzeyfe radıyallahu anh. Buhârî.

. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Oruç tutup, namaz kılarak müslüman olduğunu da söylese, münafığın alâmeti üçtür:Kendisine bir emanet bırakılırsa hıyanet eder, konuşursa yalan söyler, anlaşma yaparsa sözünden döner."Ebû Hureyre radıyallahu anh. Müslim.

peçete dekopaj tepsi


U.. U!..

Cüneyd Suavi
ADAM, pencereden dışarı baktığında, bahçelerindeki erik ağacının üstünde küçük bir çocuk gördü. Meyveler henüz bir leblebi kadardı ama, hiç bir çocuk buna aldırmıyordu. Bu yüzden de bir takım önlemler düşünmüş, bahçesiyle yolu ayıran taş duvar üstüne, dikenli tel çekmişti. Dış kapı üstüne de, büyük büyük harflerle: "Dikkat köpek var!." diye yazdırmıştı.
Adam bunlara rağmen, haylazlara engel olamıyordu. Bu çocuk da nasıl yapmışsa yapmış, bu tellere rağmen ağaca tırmanmıştı. Üstelik de son derece rahat görünüyordu.
Adam, önce camdan seslenmeyi düşündü. Fakat hemen vazgeçti. Çünkü çocuk, gözlerini ağaca dikmiş, âdeta dünyayla ilgisini kesmişti. Adam, bundan yararlanıp dışarı çıktı ve sessiz adımlarla ağaca yanaşarak:
— İn bakalım aşağıya!. diye gürledi. İn de kulaklarını dibinden keseyim!.
Çocuk, ancak yedi sekiz yaşlarındaydı. Bu yüzden de korkmuştu. Hem de çok fazlasıyla.
— U...U!.. deyip bir şeyler geveledi, başını titreterek:
Adam, biraz daha sinirlenmişti. Artistliğe hiç mi hiç tahammülü yoktu. Bu velet de kendisini kurtarmak için, kesinlikle numara yapıyordu. Anlaşılan, iyi bir ders gerekecekti. Ağacın dibinde duran bahçe süpürgesini, küçüğün ayaklarına doğru fırlattı. Süpürge tam hedefini bulmuştu. Çocuğun acıyla kasılan yüzü, birkaç damla göz yaşıyla ıslandı. Bütün bunlara rağmen:
— U...U!.. dedi bir daha, tek eliyle ağacın üstünü gösterip.
Uçurtması ağaca takılmıştı ufaklığın. Bunun için uğraşıp duruyordu.
Adam, biraz geriye çekilince, uçurtmayı fark etti. Elbette ki yaptığı korkunç hatayı da.
— Senin erik koparttığını sandım!. dedi. Bir sürü çocuk geliyor her gün buraya, üstelik de dalları kırıyorlar.
Çocuk, kekeme idi. Bu yüzden de konuşmakta zorlanıyordu. Uçurtmasını almaktan her nedense vazgeçip, sessizce indi taş duvar üstüne. Daha sonra, yine güçlükle konuşarak:
— Bahçemizde bu ağaçtan iki tane var!. dedi. Ama babam, çocukların kalbini kırmaktansa, dalların kırılmasına razı oluyor. Sayı: 365Mayıs – 2007 zafer dergisi